Cevap: Evliyalarımız
Allahü teâlâ bütün kalplere nazar kıldı. Kendisini görmeye Muhammed aleyhisselâmın kalbinden daha şevk ve iştiyak duyan bir kalp bulmadı. O sebeple Allahü teâlâyı görme ve O'nunla konuşma hâlini çabuklaştırmak için kendisine mîrâcı nasîb eyledi."
Ebü'l-Hüseyin Nûrî hazretleri güzel ahlâkı yanında, kerâmet sâhibi bir velîydi.
Bir defâ sahrâda yürürken ayağına diken battı ve ayağı kanadı. Akan her damla kan yerde "Allah" yazıyordu.
Bir defâ hamama gitmişti. Bir kimse, elbiselerini alıp gitti. "Yâ Rabbî! Elbisesiz ne yaparım? Bana elbiselerimi iâde eyle." diye duâ etti. Biraz sonra çaldığı elbiseyi geri getiren hırsızın eli kurumuş ve felce uğramıştı. Hırsızın durumunu görüp acıyan Ebü'l-Hüseyin Nûrî; "Yâ Rabbî Elbisemiz iâde edildi. Şu halde bu kulunun kolunu da iâde et." diye duâ etti. Hırsız eski hâline gelip sıhhate kavuştu. Yaptıklarına tövbe etti.
Nûriyye adıyla anılan bir yolun kurucusu olan Ebü'l-Hüseyin Nûrî 908 (H.295) senesinde Bağdat'ta vefât etti. Orada defnedildi.
Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri onun vefâtı üzerine; "Nûrî zamânın sıddîki idi. Onun vefâtı ile ilmin yarısı gitti." buyurdu. Ebû Ahmed el-Mağâzilî de; "Ebü'l-Hüseyin Nûrî'den daha çok ibâdet eden bir kimse görmedim. Belki Cüneyd'den daha çok âbiddi. Âilesinden bile hiç kimse onun oruç tuttuğunu bilmeden yirmi sene müddetle oruç tutmuştu." Ebû Bekir Şiblî de onun cenâzesinin ardından; "Minberleri yere vurunuz yâni minberleri dolduracak kimse kalmadığı için kıymeti kalmamıştır. Çünkü ilim yeryüzünden gitti." buyurmuştu.
BİN ALTIN VERECEĞİM
Ebü'l-Hüseyin Nûrî hazretleri dünyâya gönül vermezdi. Bir defâ Bağdat'ta bakırcıların bulunduğu çarşıda çıkan büyük yangında pekçok kimse yandı. Dükkânlardan birinde iki tâne çocuk vardı. Ateş etraflarını sarınca, çocuklar imdâd istemeye başladılar. Ateş çok şiddetli olduğundan, hiç kimse bu çocukları kurtarmak için ateşe girmeye cesâret edemiyordu. Çocukların ustası ise; "Kim bunları kurtarırsa kendisine bin altın vereceğim." dedi. Bu sırada Ebü'l-Hüseyin Nûrî rahmetullahi aleyh oraya gelmişti. Durumu görünce, Besmele çekip ateşe girdi ve çocukları tutup çıkardı. Hiç birine zarar gelmedi. Çocukların ustası, Ebü'l-Hüseyin hazretlerine bin altını takdim edince, o kabûl etmeyip; "Sen Allahü teâlâya şükret ve o altınları al. Allahü teâlâ bize bu mertebeyi paraya pula meyl etmememiz sebebiyle verdi. Biz dünyâyı değil âhireti istiyoruz." buyurdu.
AVINI BEKLEYEN KEDİ GİBİ
Câfer-i Huldî şöyle anlatıyor: Ebû Hüseyin Nûrî, birgün Allahü teâlâya şöyle yalvardı: "Yâ Rabbî! Cennet ve Cehennem'i insanlarla doldurmak senin murâdındır. Benim vücûdumu, Cehennem'in tamâmını dolduracak kadar büyüt de, yanacak insanların yerine ben yanayım. Onlar da Cennet'e gitsinler. Böylece hem senin murâdın yerine gelmiş, hem de insanlar azap görmemiş olurlar." dedi. Biraz sonra ben uyudum. Rüyâmda bana; "Nûrî'ye gidip, Allahü teâlâ buyuruyor ki, onu, o merhameti sebebiyle mağfiret eyledim, de." denildi. Hazret-i Şiblî, Ebü'l-Hüseyin Nûrî'ye; "Allahü teâlânın huzûrunda bulunduğunuzu düşünerek murâkabeye daldığınızda, bir kılınızın dahi kıpırdamadığını, aynı hâlde kaldığınızı görüyoruz. Bunu kimden öğrendiniz?" diye sorunca; "Fâre deliğinin ağzında, avının çıkmasını beklerken, benden çok daha sâkin ve dikkatli duran kediden" buyurdu.
KAYBOLAN BOHÇA
Ebü'l-Hüseyin Nûrî'nin hizmetinde bulunan, daha evvel de Ebû Hamza ve Cüneyd-i Bağdâdî'ye hizmet etmiş olan Zeytûne isminde bir hizmetçi vardı. Soğuk bir gün idi. Ebü'l-Hüseyin Nûrî'ye; "Sana bir şeyler getireyim mi?" dedi. "Evet." buyurdu. "Ne istersiniz?" dedi. "Ekmek ve süt" buyurdu. İstediklerini getirdi. Yanında kömür vardı. Kömürü eli ile karıştırırken eli karardı. Böyle iken ekmek yiyor ve üzerinde kömürün siyahlığı bulunan elinden süt akıyordu. Zeytûne onun bu hâlini küçümsedi. Bu düşünce ile dışarıya çıktı. Dışarı çıkınca yanına gelen bir kadın onun eteğine yapıştı ve; "Benim bohçamı sen çaldın." dedi. Halkı etrafına topladı. Zeytûne'yi zabtiyeler götürüp hapse attılar. Durumu haber alan Ebü'l-Hüseyin Nûrî vâliye giderek; "Bu kadın için tâkibât ve tahkîkat yapmayın." dedi. Vâli; "Ben bunu nasıl yapabilirim ki, karşıda dâvâcısı var." dedi. Ebü'l-Hüseyin Nûrî hazretleri kaybolan bohçanın gelmekte olduğunu söylediyse de vâli aldırış etmedi. Tam bu sırada bir kadın kaybolan bohçayı getirdi. Ebü'l-Hüseyin Nûrî'nin kerâmet ehli büyük bir zât olduğunu anlayan vâli yaptıklarına pişman oldu ve Zeytûne'yi serbest bıraktırdı.Ebü'l-Hüseyin Nûrî Zeytûne'ye; "Benim hakkımda küçümseyici düşüncelerde bulunacak mısın?" buyurdu. Zeytûne de hatâsını anlayıp pişman oldu ve; "Aslâ böyle bir şey düşünmeyeceğim." dedi ve tövbe etti.
1) Tabakât-üs-Sûfiyye (Sülemî); s.164
2) Hilyetü'l-Evliyâ; c.10, s.239,249,255
3) Nefehâtü'l-Üns; s.130
4) Risâle-i Kuşeyrî; s.112
5) Câmiu Kerâmâti'l-Evliyâ; c.1, s.291
6) Tezkiretü'l-Evliyâ; c.2, s.39
7) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye (49. Baskı) ; s.1071
8) Dirâsât fit-Tasavvufi'l-İslâmî; s.195-213
9) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.3, s.154, c.5, s.11
|