İslam & Din içinde Dini Hikayeler konusu , Adalet İstanbul'un fethinden sonra Hazreti Fatih bütün mahkumları serbest bırakmıştı. Fakat bu mahkumların içinden iki papaz zindandan çıkmak istemediklerini söyleyerek dışarı çıkmadılar. Papazlar Bizans imparatorunun halka yaptığı zülüm ve işkence ...
|
|
|||||||
| KAYIT OL | Yönetim Takımı | Üye Listesi | Tüm konuları okunmuş kabul et |
|
|
#1 (permalink) |
|
EN Ahlaklı
![]() |
Adalet ![]() İstanbul'un fethinden sonra Hazreti Fatih bütün mahkumları serbest bırakmıştı. Fakat bu mahkumların içinden iki papaz zindandan çıkmak istemediklerini söyleyerek dışarı çıkmadılar. Papazlar Bizans imparatorunun halka yaptığı zülüm ve işkence karşısında ona adalet tavsiye ettikleri için hapse atılmışlardı. Onlar da bir daha hapisten çıkmamaya yemin etmişlerdi. Durum Hazreti Fatih'e bildirildi. O, asker göndererek, papazları huzuruna davet etti. Papazlar hapisten niçin çıkmak istemediklerini Hazreti Fatih'e de anlattılar. Fatih o dünyaya kahreden iki papaza şöyle hitap etti: - Sizlere şöyle bir teklifim var: Sizler İslam adaletinin tatbik edildiği memleketimi geziniz, müslüman hakimlerin ve müslüman halkımın davalarını dinleyiniz. Bizde de sizdeki gibi adaletsizlik ve zulüm görürseniz, hemen gelip bana bildiriniz ve sizler de evvelki kararınız gereğince uzlete çekilerek hâlâ küsmekte haklı olduğunu isbat ediniz. Hazreti Fatih'in bu teklifi papazlar için çok cazip gelmişti. Hemen Padişahtan aldıkları tezkere ile İslam beldelerine seyahate çıktılar. İlk vardıkları yerlerden biri Bursa idi... Bursa'da şöyle bir hadiseyle karşılaştılar: Bir Müslüman bir yahudiden bir at satın almış, fakat hiçbir kusuru yok diye satılan at hasta imiş. Müslümanın ahırına gelen atın hasta olduğu daha ilk akşamdan anlaşılmış. Müslüman sabırsızlıkla sabahın olmasını beklemiş, sabah olunca da erkenden atını alıp kadının yolunu tutmuş. Fakat olacak ya, o saatte de kadı henüz dairesine gelmemiş olduğundan bir müddet bekledikten sonra adam kadının gelmeyeceğine hükmederek atını alıp ahırına götürmüş. Atını alıp götürmüş ama at da o gece ölmüş. Hadiseyi daha sonra öğrenen kadı, atı alan müslümanı çağırtıp meseleyi şu şekilde halletmiş: - Siz ilk geldiğinizde ben makamımda bulunsa idim, sağlam diye satılan atı sahibine iade eder, paranızı alırdım. Fakat ben zamanında makamımda bulunamadığımdan hadisenin bu şekilde gelişmesine madem ki ben sebep oldum, atın ölümünden doğan zararı benim ödemem lazım, deyip atın parasını müslümana vermiş. Papazlar islam adaletinin bu derece ince olduğunu görünce parmaklarını ısırmışlar ve hiç zorlanmadan bir kimsenin kendi cebinden mal tazmin etmesi karşısında hayret etmişler. Mahkemeden çıkan papazların yolu İznik'e uğramış. Papazlar orada şöyle bir mahkeme ile karşılaşmışlar: Bir müslüman diğer bir müslümandan bir tarla satın alarak ekin zamanı tarlayı sürmeye başlar. Kara sabanla tarlayı sürmeye çalışan çiftçinin sabanına biraz sonra ağzına kadar dolu bir küp altın takılmaz mı? Hiç heyecan bile duymayan Müslüman bu altınları küpüyle tarlayı satın aldığı öbür müslümana götürüp teslim etmek ister; - Kardeşim ben senden tarlanın üstünü satın aldım, altını değil. Eğer sen tarlanın içinde bu kadar altın olduğunu bilseydin herhalde bu fiata bana satmazdın. Al şu altınlarını, der. Tarlanın ilk sahibi ise daha başka düşünmektedir. O da şöyle söyler: - Kardeşim yanlış düşünüyorsun. Ben sana tarlayı olduğu gibi, taşı ile toprağı ile beraber sattım. İçini de dışını da bu satışla beraber sana verdiğimden, içinden çıkan altınları almaya hiçbir hakkım yoktur. Bu altınlar senindir dilediğini yap, der. Tarlayı alanla satan anlaşamayınca mesele kadıya, yani mahkemeye intikal eder. Her iki taraf iddialarını kadının huzurunda da tekrarlarlar. Kadı, her iki şahsada çocukları olup olmadığını sorar. Onlardan birinin kızı birinin de oğlunun olduğunu öğrenir ve oğlanla kızı nikahlayarak altını cehiz olarak verir. Papazlar daha fazla gezmelerinin lüzumsuz olduğunu anlayıp doğru İstanbul'a Hazreti Fatih'in huzuruna gelirler ve şahit oldukları iki hadiseyi de aynen nakledip şöyle derler: - Bizler artık inandık ki, bu kadar adalet ve biribirinin hakkına saygı ancak İslam dininde vardır. Böyle bir dinin salikleri başka dinden olanlara bile bir kötülük yapamazlar. Dolayısıyla biz zindana dönme fikrimizden vazgeçtik, sizin idarenizde hiç kimsenin zulme uğramayacağına inanmış bulunuyoruz, derler.
__________________
S€RK@N Elv€dA eNa... |
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
EN Ahlaklı
![]() |
Yesil Elbise Yolda karşılastığımızda ezan okunuyordu. -"Gel seni camiye götureyim" dedim. "Bugün cuma biliyorsun." -"Sende benim camiye gitmedigimi biliyorsun."dedi. -"Biliyorum ama sebebini gerçekten merak ediyorum." -"Ne bileyim,olmuyor işte. Hem pantolonumun ütüsü bozulup,dizleri cıkar diye endişe ediyorum."dedi. Gayri ihtiyari gülmeye başladım. -"Herhalde şaka yapıyorsun. Bunun icin cami terk edilir mi? -"Ciddi söylüyorum. Giyimime ve özellikle yeşile düşkün olduğumu bilirsin."dedi. Gerçekten de öyleydi. Giydiği birbirinden güzel elbiseleri; mutlaka yeşilin bir başka tonundan seçer ve her zaman ütülü tutardı. -"Peki" dedim. "Hayatında hiç camiye gitmedin mi?" -"Çocukken dedemle birkaç kere gitmiştim. Hem o yaşlarda dizlerimin aşınacak diye herhalde endişe etmiyordum. Fakat artık camiye gidebileceğimi zannetmiyorum." Söyledikleri beni son derece şaşırtmış ve bu konuyu açtığıma pişman etmisti. Daha sonra tokalaşıp ayrıldık. Onunla konuşmamızdan iki ay sonra; kendisinin camide olduğunu söylediler.Hemen gittim. Bahcedeki namaz saflarının en önünde duruyordu ve yine yeşiller vardı üzerinde . Yavasca yanına yaklaştım ve Kısık bir sesle: "Hani camiye gelmiyecektin ?" dedim Hiç sesini çıkartmadı. Çünkü musalla taşının üzerinde, yeşil örtülü bir tabut içinde yatıyordu...
__________________
S€RK@N Elv€dA eNa... |
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
EN Ahlaklı
![]() |
ÖLÜM Küçüklüğümden beri dar yerlerden sıkılır ve buralardan adeta feryad ederek kaçardım.Daha sonra bunun bir hastalık olduğunu anlamış,fakat bu illetten bir türlü kurtulamamıştım.Oysaki, o dar mekanlara simdi ister istemez girecektim.Beni sarıp sarmalamışlar ve uzunca bir tabuta yerlestirmislerdi.Cevremde dolasanlarin seslerini gayet iyi duyuyor ve gozlerim kapali olmasina ragmen,her nasilsa onlari gorebiliyordum. -"Genc yasta oldu zavalli"diyorlardi."Halbuki yapacak ne kadar isleri vardi" Gercektende bircok isim yarim kalmisti.Mesela ogluma iyi bir is kuramamis,araba ile renkli televizyonun taksitlerini henuz bitirmemistim.Buyuk bir firma kurup dostlarimi o firmada toplamakta,artik hayal olmustu.Kis cok yakin oldugu halde odun-komur isini halledememis ve catinin akan yerlerini aktaramamistim. Birden kulaklarimi cinlatan bir sesle irkildim.Sanki mikrofonla soylenen bu ses,beynimin en ucra koselerinde yankilaniyor ve; -"Gecti artik gecti"diyordu. Icimden,keske gecmemis olsaydi diyordum.Nereden basima gelmisti o kaza bilmemki?Halbuki ne kadarda iyi araba kullanirdim.Olup bitenleri anlamaya calisirken,dostlarimin cevremi sardigini ve uzerimi ortmek icin tabutun kapagini kaldirdiklarini farkettim.Avazim ciktigi kadar bagirmak ve cirpinmak istedigim halde;ne kimildayabiliyor,nede bir ses cikartabiliyordum.Biraz sonra koyu bir karanlik icinde kalmis ve gozlerimi;tabutun tahtalari arasindan sizan isiga cevirmistim.Dehset icinde; -"Aman Allahim"dedim."Ne olacak simdi halim?" Korkudan hicbir sey dusunemiyordum.Biraz sonra omuzlara kaldirilmis ve sallana sallana goturulmeye baslanmistim.Disardaki seslerden yagmur yagdigi belli oluyor ve su damlaciklarinin sesi,tabutumun gicirtisina karisiyordu.Cenaze namazi icin camiye gidiyor olmaliydik. Cami diyince aklima gelmisti.Cok yakinimizda olmasina ragmen,nedense bir turlu elim degip gidememistim.Ama 50 yasina gelince namaza baslayacak ve herkesin sikayet ettigi kotu aliskanliklarimi terkedecektim.Ah,su kaza olmasaydi,ilerde ne iyi bir insan olacaktim.Daha onca duydugum ses: -"Gecti artik gecti"diye tekrarliyordu. "Bitti artik" Biraz sonra namazim kilinmis ve imam cemaate,nasil bir insan olarak bilindigimi sormustu.Ben,cemaatin arasindaki 8-10 kisinin bu soruya cevap vermedigini gayet iyi biliyordum.Evet bu insanlara kotuluk ettigimi kabul ediyordum.Fakat su kaza olmasaydi,onlarin gonlunu alacak ve yaptigim haksizliklari telafi etmeyecekmiydim? Camideki isimiz bittikten sonra tekrar omuzlara kaldirilmistim.Tabutumun egik bir sekilde tasinmasindan,mezarliga giden yokusu tirmandigimizi anliyordum.Siddetle yagan yagmurun,catlaklardan iceri girerek kefenimi yer yer islattigininda farkindaydim.Buna ragmen disarda konusulanlara kulak verdim.Dostlarimin bir kismi piyasadaki durgunluktan bahsediyor,bir kismida gecen aksam televizyonda oynanan kovboy filmini methediyordu.Tabutumu tasiyan diger biri ise,yanindakinin kulagina fisildayarak; -"Tam olecek gunu buldu rahmetli.Sirilsklam olduk birader"diyordu. Duyduklarim herhalde yanlis olmaliydi.Yoksa bunlar uykularimi onlar icin feda ettigim dostlarim degil miydi?Yolculugum bir muddet sonra bitmis ve tabutum yere indirilmisti.Kapak tekrar acildi ve gucsuz vucudumu kucaklayan kollar,beni dibinde su toplanmis olan bir cukura dogru indirdi.Boylu boyunca yattigim yerden etrafima baktim. Aman Allahim!Bu kabir degilmiydi? O ana kadar buraya girecegimi neden dusunmemistim?Sessiz feryadimi kimse duymuyor ve dostlarim,kalin tahtalarla uzerimi kapatmak icin adeta birbirleriyle yarisiyorlardi.Tekrar zifiri karanlikta kalmis ve butun zerrelerimle dua etmeye baslamistim; -"Yarabbi!"diyordum."Bir firsat daha yokmu,senin istedigin gibi bir kul olatim?Ve kabrimi,cennet bahcelerinden bir bahceye cevireyim" Daha once duydugum ses,ayni seyleri tekrarliyarak; -"Gecti artik gecti"dedi."Hersey bitti artik" Vucudumu orten tahtalarin uzerine kurekle atilan topraklarn cikardigi ses,gokgurultusunu andiriyor ve butun benligimi sarsiyordu.Son bir gayretle yerimden firlayarakgozlerimi actim.Odamdaki rahat yatagimda yatiyor,fakat korkunc bir kabus goruyordum.Bitisik dairede oturan doktor arkadasim basucumda duruyor ve; -"Gecti artik gecti"diye tekrarliyordu."Gecti bak,hicbirseyin kalmadi" Yattigim yerden yavasca dogruldum.Terden sirilsklam olmus ve sanki 20 kilo birden vermistim.Disarda saganak halinde yagmur yagiyor ve gokgurultusunden butun ev sarsiliyordu.Cevremdekilerin saskin bakislari arasinda kendimi toparlamaya calisarak; -"Yarabbi!Sana butun zerrelerimin adetince sukurler olsun"diyordum."Iyi bir kul olmak icin ya bir firsat daha vermeseydin?"
__________________
S€RK@N Elv€dA eNa... |
|
|
|
|
|
#4 (permalink) |
|
EN Ahlaklı
![]() |
ÖNEMLİ OLAN VERMEKTİR Yıllar önce hastanede calışırken, ağır hasta bir kız getirdiler. Tek yasam şansı; beş yaşındaki kardeşinden acil kan nakli idi. Kucuk oglan ayni hastaliktan kurtulmus ve kaninda o hastaligin mikroplarini yok eden bagisiklik olmustu. Doktor durumu bes yasindaki oglana anlatti ve ablasina kan verip veremiyecegini sordu. Kucuk cocuk bir an duraksadi. Sonra derin bir nefes aldi ve: -"Eger kurtulacaksa veririm kanimi "dedi. Kan nakli ilerlerken, ablasinin gozlerinin icine bakiyor ve gulumsuyordu. Kizin yanaklarina yeniden renk gelmeye baslamisti. Ama kucuk cocugun yuzude giderek soluyordu. Gulumsemesi bile yok oldu. Titreyen bir sesle doktora sordu: -"Hemen mi olecegim?" Kucuk;doktoru yanlis anlamis, ablasina vucudundaki butun kani verip olecegini sanmisti…
__________________
S€RK@N Elv€dA eNa... |
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
|
EN Ahlaklı
![]() |
GERÇEK GÜN YÜZÜNE ÇIKINCA Zülkarneyn Aleyhisselam ordusuyla gece yolda giderken ordusuna “ayağınıza takılan şeyleri toplayın” diye emir verir. Ordu bu emri duyunca; içlerinden bir grup:-“Çok yürüdük, çok yorgunuz. Gece vakti bir de ayağımızı takılan şeyleri toplayarak boşuna ağırlık mı yapacağız. Hiçbir şey toplamayalım” diyerek hiçbir şey toplamıyorlar. İkinci grup ise; -“ Madem Komutanımız emretti, birazcık toplayalım, emre muhalefet etmeyelim. Zira ordun komutanına itaat etmek gerekir.” diyerek az bir şey topluyorlar. Üçüncü grup ise; -“Komutanımız bir şeyi boşuna emretmez. Muhakkak bildiği bir şey vardır. Bir hikmete mebnidir” diyerek bütün abalarını ağzına kadar doldururlar. Sabah olduğunda bir de bakıyorlar ki, meğer bir altın madeninden geçmişler de, ayaklarına değen şeylerin altın olduğunun farkına varamamışlar. Bunu anlayınca: Hiç almayan birinci grup; -Ah niçin almadık! Nasıl dinlemedik komutanımızın sözünü. Keşke alsaydık! Bir tane bari alsaydık” diyerek pişman oluyorlar. Az alan ikinci grup ise; -“Ah ne olaydı da biraz daha fazla alsaydık. Ceplerimizi, abalarımızı hınca hınç doldursaydık” diye sitem ediyorlar kendilerine. Çok alan üçüncü grup ise: “Keşke gereksiz, lüzumu olmayan eşyalarımı atsaydım, daha çok toplasaydım. Her şeyimizi doldursaydık, daha fazla alsaydık” diyerek, fazla almalarına rağmen üzülüyorlar. İşte bu misalde olduğu gibi, Ahirette bütün insanlarda bunun gibi ağıtlarda bulunacak. Kafir olan; - “Keşke iman etseydik, keşke inansaydık da hiç olmasa Cehenneme girdikten sonra iman etmemiz sonucunda Cennete girseydik,ebedi cehennemden kurtulsaydık,” Mü’min, fakat az sevabı olan; -“Keşke biraz daha sevap işleseydim de, biraz daha ikrama mazhar olsaydım.” Mü’min,çok sevabı olan ise; -“Ah ne olaydı da Makamımı biraz daha yükseltecek bir vakit daha namaz kılsaydım, biraz daha fazla sadaka verseydim,oruç tutsaydım, biraz daha sevap işleyecek ameller yapsaydım...” diyeceklerdir. Rabbim bu misallerden ders alıp, Ahirette pişman olmayacağımız ameller işlemeyi nasip eylesin....
__________________
S€RK@N Elv€dA eNa... |
|
|
|
|
|
#6 (permalink) |
|
EN Ahlaklı
![]() |
İKİNCİ GRUP SORULAR Adamın biri, genç yaşta ölüvermiş. Yakınları, onu en kısa yoldan mezara koyduktan sonra, arkalarına bile bakmadan uzaklaşmışlar. Biraz sonra iki melek görünmüş ve hoş mu yoksa boş mu geldiğini anlamak için adamı sorgulamaya başlamışlar. Meleklerden biri: —Bundan sonraki durumun, vereceğin cevaplara bağlı, demiş. Hazırsan başlıyoruz. Adam, televizyondaki yarışma programlarına hiç katılmamış olmasına rağmen onları ekran başında takip ediyor ve soruları gayet güzel cevaplıyormuş. Bu yüzden de eminmiş kendisinden. Önce "Rabbin kim?", "Dinin ne?" ve "Kitabın hangisi?" gibi klasik sorular sorulmuş. Aşırı heyecandan olacak ki, adam kem küm bir şeyler gevelemiş. Diğer melek: —Pek olmadı ama her neyse, demiş. Hüküm elbette ki Rabbimizindir. Melekler, kısa bir ara verdikten sonra: —İkinci grup sorulara geçiyoruz, demişler. Buna kültür soruları diyebilirsin. Adam, meleklerin dünya ile alâkalı sorularını bu sefer tıkır tıkır cevaplamış. Hem de çok fazlasıyla ve bin türlü ilaveyle. Melekler, soru faslı bittiğinde: —Senden önce sorguladığımız bir genç, ikinci grup soruların hiç birini bilemedi, demişler. O şeylerden haberi bile yoktu. Adam: —Herhalde bu yüzden cezalandırıldı, diye atılmış. Öyle değil mi? Melekler, birbirine bakıp gülümseyerek: —Hayır, demişler. O soruları bilemediği için Cennet’e gitti. Adam, inanmamış duyduklarına. Ama işin ciddi olduğunu fark edince: —Bilenlerle bilmeyenler bir olmaz deniyordu, demiş. Her sorulan soruyu bilmedim mi? Melekler: —Elbette ki bildin, demişler. Dünyada kaç çeşit kumar olduğunu ve nasıl oynandığını, içkilerin tat olarak neye benzediğini, hangi mankenin hangi sanatçı ile gezip, kaç gün sonra ayrıldığını, televizyonlarda hangi dizilerin oynadığını, hortumlama yollarını, faiz ve repo oranlarını falan yani. Kabirde makbul olan, bunları bilmemektir. Biz gidiyoruz; sana kolay gelsin.
__________________
S€RK@N Elv€dA eNa... |
|
|
|
|
|
#7 (permalink) |
|
EN Ahlaklı
![]() |
SANA BİR MAİLİM VAR O, yaşanan gelişmelerin gerisinde kalmayanlardandı. Hatta, fazla ilerisine gidenlerden biri olduğu dahi söylenebilirdi. Hangi teknolojik yenilik olsa, onu herkesten önce öğrenip edinmeye çalışır; bunun kendisi için gerekli olup olmadığı, gerekliyse dahi ne kadar gerekli olduğu, nerede kullanıp nerede dur demesi gerektiği gibi konulara pek kafa yormazdı. En yeni aletler, en gelişmiş bilgisayar programları, en son keşifler.. o bu işlerin adamıydı. Arkadaşları ‘teknik adam’ adını takmışlardı bu yüzden kendisine. Yaşadığı ülkenin internet denilen yeni gelişmeyle ilk tanıştığı yıllarda, bu gelişmeyle ilk tanışanlardan biri oydu. İnternete kendisini öyle kaptırmıştı ki, işten gelir gelmez bilgisayarın başına oturur, çoluk çocuğun yüzüne bakmadan önce e-mail var mı diye bilgisayara bakar bir haldeydi. En başta hanımı rahatsız olmuştu bundan. “Benim kumam bilgisayar” diye dert yakınmaya başlamıştı arkadaşlarına. “Kocam onun yüzüne bakmaktan bizi görmüyor.” Gün geçtikçe, arkadaşlarından da kocalarına dair benzer şikayetler almaya başladı. Birkaç kez, kocasına, internete kendini biraz fazla mı kaptırdığını sorgulamasını rica edecek oldu. Ama olmadı. İnternet ile dünyaya nasıl bir açılım sağladığını, dünyanın bilmem neresindeki insana chat yaparken İslâm’ı nasıl da anlattı kocası. “Bir kişinin bile imanını bu sayede kurtarmış olsak...” Kocasının internet hülyalarıyla yaşadıkları evin gerçekleri arasında bir uçurum vardı. Kocası bunu anlayacak durumda gözükmüyordu. O yüzden, kadıncağız, “Dünyaya açılım, eve karşı kapanım” gibi sözleri yalnız kendi kendine mırıldanıp durdu; bu çelişkiyi açma imkânını asla bulamadı. “Dünya kurtulurken evimiz gidiyor, bilmem neredeki hidayete gelirken çocuklar mahvoluyor” deme imkânını da. Bu durum, yalnızca onu değil, çocukları da rahatsız ediyordu. Evin ufaklığı babasının kucağına birazcık oturup oynamak istese, “Hanım, alır mısın şunu? Şu an biriyle yazışıyorum” sözü duyuluyordu her keresinde. Ufaklığın olan bitenlerden haberi yoktu da, ortancayla büyük oğlanın durumdan pek memnun oldukları söylenemezdi. Büyük oğlan, en sonunda dayanamadı, aylardır doğru düzgün yarım saat konuşamadığı babasıyla onun anlayacağı dilden konuşmaya karar verdi. O akşam eve gelip bilgisayara koşup internet bağlantısını kurduğunda, babası ekranda büyük oğlunun ismini gördü. “Sana mail’im var” diye bir e-mail yollamıştı oğlu. Baba, bu mail’i açma gereği bile duymadı. Açıktı herşey. Mahcup bir yüzle bilgisayarı kapadı, kararmış ekran karşısında birkaç dakika öyle oturdu, sonra yapması gereken doğru hareketi yaptı. O akşam da, sonrasında da. İnterneti yine kullandı; ama karısının ağzından “yeni kuma” tabirini bir daha duyan olmadı.
__________________
S€RK@N Elv€dA eNa... |
|
|
|
|
|
#8 (permalink) |
|
EN Ahlaklı
![]() |
Bize Hizmet Edenler Bir pastanın üç otuz paraya satıldığı günlerde; 10 yaşında bir cocuk pastaneye girdi.Garson kız hemen koştu. Cocuk sordu: -"Cikolatali pasta kac para?" -"50 cent" Cocuk cebinden cikardigi bozukluklari saydi. Bir daha sordu: -"Peki dondurma ne kadar?" -"35 cent"dedi garson kiz sabirsizlikla. Dukkanda yiginla musteri vardi ve kiz hepsine tek basina kosusturuyordu. Bu cocukla daha ne kadar vakit gecirebilirdiki. Cocuk parasini bir daha saydi ve: -"Bir dondurma alabilirmiyim? Lutfen" dedi. Kiz dondurmayi getirdi. Fisi tabagin kenarina koydu ve oteki masaya kostu. Cocuk dondurmasini bitirdi, fisi masaya odedi. Garson kiz masayi temizlemek uzere geldiginde, gozleri doldu birde. Masayi sanki akan yaslar temizleyecekti. Bos dondurma tabaginin yaninda; cocugun biraktigi 15 centlik bahsis duruyordu...
__________________
S€RK@N Elv€dA eNa... |
|
|
|
|
|
#9 (permalink) |
|
EN Ahlaklı
![]() |
DUDAKLA BARDAK ARASI Eski Sisam krallarından Ancee adında bir zalim,yeni yaptırdığı bir bağa;üzüm kütükleri diktiriyormuş.İşlerinin bir an once bitmesini saglamak icin de koleleri hic dinlendirmeden calistiriyormus.O zavalli kolelerin biri,birgun cok bitkin dustugu icin dayanamaz ve zalim krala: -"Nicin bu kada acele ediyorsunuz efendim?Siz bu bagin uzumlerinden yapilacak sarabi hicbir zaman icmeyeceksiniz ki!diyivermis." Kral biraz kizmissada sesini cikarmamis.Nihayet gun gelip uzumler yetistikten sonra,kral kolelerde dahil herkesin hemen toplanmasini emretmis.Daha once" icmeyeceksin" diyen koleyide huzuruna cagirtmis.Sarap bardagini eline alarak: -"Soyle bakayim,benim bu saraptan hicbir zaman icemiyecegimi tekrar iddia edebilirmisin?"diye sormus. Kole soyle cevap vermis: -"Belli olmaz efendim,icebileceginizi soyleyemem.Cunku dudak ile bardak arasindaki mesafe cok uzundur.O arada basiniza neler gelebileceginide bilemem" Kole sozlerini bitirir bitirmez,iceri kralin adamlarindan biri girmis.Bir yaban domuzunun bahceye girdigini ve asmalari kirip doktugunu soylemis.Kral elindeki bardaktan bir damla dahi icmeden,hemen disari firlamis.Bahcede domuzun bulundugu yere kosmus.Kral ve domuz arasinda olduresiye bir mucadele baslamis.Sonunda yaban domuzu mizrak gibi azi disleriyle;Sisam kralinin karnin yarip olumune sebep olmus.Kral bagda,bardak masada kalmis. Su soz bu olayi guzel bir sekilde ifade ediyor: "Nasip ise gelir Hint'ten Yemen'den, Nasip degil ise ne gelir elden"
__________________
S€RK@N Elv€dA eNa... |
|
|
|
|
|
#10 (permalink) |
|
EN Ahlaklı
![]() |
Tıkandı Baba Sultan Mahmut kılık kıyafetini değiştirip dolaşmaya başlamış. Dolaşırken bir kahvehaneye girmiş oturmuş. Herkes bir şeyler istiyor. Tıkandı baba, çay getir, Tıkandı baba, oralet getir, vs. Bu durum Sultan Mahmut’un dikkatini çekmiş; “Hele baba anlat bakalım, nedir bu Tıkandı baba meselesi?”, “Uzun mesele evlat” demiş Tıkandı baba. “Anlat baba anlat merak ettim” deyip çekmiş sandalyeyi. Tıkandı baba da peki deyip başlamış anlatmaya; Bir gece rüyamda birçok insan gördüm ve her birinin bir çeşmesi vardı ve hepsi de akıyordu. Benimki de akıyordu ama az akıyordu. “Benimki de onlarınki kadar aksın” diye içimden geçirdim. Bir çomak aldım ve oluğu açmaya çalıştım. Ben uğraşırken çomak kırıldı ve akan su damlamaya başladı. Bu sefer içimden “Onlarınki kadar akmasada olur, yeter ki eskisi kadar aksın” dedim ve uğraşırken oluk tamamen tıkandı ve hiç akmamaya başladı. Ben yine açmak için uğraşırken Cebrail göründü ve “Tıkandı baba, tıkandı. Uğraşma artık” dedi. O gün bu gün adım “Tıkandı baba”ya çıktı ve hangi işe elimi attıysam olmadı. şimdide burada çaycılık yapıp geçinmeye çalışıyoruz. Tıkandı baba’nın anlattıkları Sultan Mahmut’un dikkatini çekmiş. çayını içtikten sonra dışarı çıkmış ve adamlarına; “Hergün bu adama bir tepsi baklava getireceksiniz. Her dilimin altında bir altın koyacaksınız ve bir ay boyunca buna devam edeceksiniz” demiş. Sultan Mahmut’un adamları “peki” demişler ve ertesi akşam bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı baba’ya baklavaları vermişler. Tıkandı baba baklavayı almış , bakmış baklava nefis. “Uzun zamandır tatlı da yiyememiştik. şöyle ağız tadıyla bir güzel yiyelim” diye içinden geçirmiş. Baklava tepsisini almış evin yolunu tutmuş. Yolda giderken “Ben en iyisi bu baklavayı satayım evin ihtiyaçlarını gidereyim” demiş ve işlek bir yol kenarına geçip başlamış bağırmaya; “Taze baklava, güzel baklava!” Bu esnada oradan geçen bir Yahudi baklavaları beğenmiş. üç aşağı beş yukarı anlaşmışlar ve Tıkandı baba baklavayı satıp elde ettiği para ile evin ihtiyaçlarının bir kısmını karşılamış. Yahudi baklavayı alıp evine gitmiş. Bir dilim baklava almış yerken ağzına bir şey gelmiş. Bir bakmış ki altın. şaşırmış, diğer dilim, diğer dilim derken bir bakmış her dilimin altında altın. Ertesi akşam Yahudi acaba yine gelirmi diye aynı yere geçip başlamış beklemeye. Sultanın adamları ertesi akşam yine bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı baba yine baklavayı satıp evin diğer ihtiyaçlarını karşılamak için aynı yere gitmiş. Yahudi hiçbir şey olmamış gibi “Baba baklavan güzeldi. Biraz indirim yaparsan her akşam senden alırım” demiş, Tıkandı baba da “Peki” demiş ve anlaşmışlar. Tıkandı babaya her akşam baklavalar gelmiş ve Yahudi de her akşam Tıkandı baba’dan baklavaları satın almış. Aradan bir ay geçince Sultan Mahmut; “Bizim Tıkandı baba’ya bir bakalım”, deyip Tıkandı baba’nın yanına gitmiş. Bu sefer padişah kıyafetleri ile içeri girmiş. Girmiş girmesine ama birde ne görsün bizim tıkandı baba eskisi gibi darmadağın. Sultan; “Tıkandı baba sana baklavalar gelmedi mi?” demiş, “Geldi sultanım”, “Peki ne yaptın sen o kadar baklavayı?”, “Efendim satıp evin ihtiyaçlarını giderdim, sağolasınız, duacınızım…” Sultan şöyle bir tebessüm etmiş. “Anlaşıldı Tıkandı baba anlaşıldı, hadi benle gel” deyip almış ve Devletin hazine odasına götürmüş. “Baba şuradan küreği al ve hazinenin içine daldır küreğine ne kadar gelirse hepsi senindir” demiş. Tıkandı baba o heyecanla küreği tersten hazinenin içine bir daldırıp çıkarmış ama bir tane altın küreğin ucunda düştü düşecek. Sultan demiş; “Baba senin buradan da nasibin yok”. Sen bizim şu askerlerle beraber git onlar sana ne yapacağını anlatırlar demiş ve askerlerden birini çağırmış “Alın bu adamı üsküdar’ın en güzel yerine götürün ve bir tane taş beğensin. O taşı ne kadar uzağa atarsa o mesafe arasını ona verin” demiş. Padişahın adamları “peki” deyip adamı alıp üsküdar’a götürmüşler. “Baba hele şuradan bir taş beğen bakalım” demişler. Baba, “Niçin ?” demiş. Askerler “Hele sen bir beğen bakalım” demişler. Baba, şu yamuk, bu küçük, derken kocaman bir kayayı beğenip almış eline “Ne olacak şimdi?” demiş, “Baba sen bu taşı atacaksın ne kadar uzağa giderse o mesafe arasını padişahımız sana bağışladı” demişler. Adam taşı kaldırmış tam atacakken taş elinden kayıp başına düşmüş. Adamcağız oracıkta ölmüş. Askerler bu durumu Padişaha haber vermişler. İşte o zaman Sultan Mahmut o meşhur sözünü söylemiş: Vermeyince mabud, neylesin sultan mahmut!..
__________________
S€RK@N Elv€dA eNa... |
|
|
|
![]() |
| Konu Yönetim Seçenekleri | |
| Konu Gösterim Seçenekleri | |
|
|