Sağlık içinde Anne Çocuk Sağlığı... konusu , Bebeklere Mozart terapi Slovakya'da özel bir hastane, yeni doğan bebeklere müzik terapi uyguluyor. Kosice-Saca Hastanesi’nde deneme amaçlı başlatılan program 2 yıldır sürdürülüyor Slovakya'nın Kosice kentinde dünyaya gelen bebekler çok şanslı. ...
|
|
|||||||
| KAYIT OL | Yönetim Takımı | Üye Listesi | Tüm konuları okunmuş kabul et |
|
|
#11 (permalink) |
|
EN Afilli
![]() |
Bebeklere Mozart terapi Slovakya'da özel bir hastane, yeni doğan bebeklere müzik terapi uyguluyor. Kosice-Saca Hastanesi’nde deneme amaçlı başlatılan program 2 yıldır sürdürülüyor Slovakya'nın Kosice kentinde dünyaya gelen bebekler çok şanslı. Bir hastanenin iki yıl önce başlattığı programa göre bebekler doğumdan hemen sonra alındıkları serviste müzik dinleyerek uyuyor. Uyum yetenekleri güçleniyor Doğum stresinin kaldırılması için bu bebeklere Mozart'ın 'Eine Kleine Nachtmusik' adlı eseri dinletiliyor. Ayrıca 'Mozart terapi' uygulanan bebeklerin uyum ve iletişim yeteneklerinin de daha güçlü olduğu bildiriliyor. Hastanenin doğum koğuşu başkanı Viragova, ‘Bilimsel araştırmalara göre, müzik dinleyen çocuklar daha akıllı’ dedi. |
|
|
|
|
#12 (permalink) |
|
EN Afilli
![]() |
Çocuklarda kansızlık sorunu Bebeklik ve çocukluk döneminde demir eksikliğine bağlı kansızlık sorunu bazı hastalıkların habercisi olabiliyor. Bebeklik ve çocukluk döneminde demir eksikliğine bağlı kansızlık sorunu bazı hastalıkların habercisi olabiliyor. Bu nedenle ailelerin bebeklerde ve çocuklarda sık görülen kansızlığının belirtilerini iyi bilmesi ve zamanında uzmana başvurması gerekiyor. Kansızlık her yaşta görülebilen bir sorun. Ancak özellikle bebeklik ve çocukluk çağında daha sık rastlanıyor. Bunun temel sebebi bebeğin anne sütü almaması ve demirden eksik gıdalarla beslenmesi. Demir eksikliğine bağlı kansızlık basit bir sorun değil. Sadece fiziksel rahatsızlıklara neden olmakla kalmayıp bebeklerde zeka düzeyini de etkiliyor. Anne ve babaların kansızlık konusunda dikkatli olması belirtilerini ve etkilerini iyi bilmesi gerekiyor. Acıbadem ve “Kriton Curi Parki Gönüllüleri” işbirliğiyle gerçekleştirilen “Çocuklarda Anemi” söyleşisinde konuşan Acıbadem Hastanesi Kozyatağı Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Canpolat anemiyi şöyle tarif ediyor: “Anemi hemoglobin konsantrasyonunun veya kırmızı kan hücrelerinin (alyuvarların) sayısının beraber veya ayrı olarak o yaşa uygun normal değerlerin altına düşmesi sonucu oluşan bir klinik tablodur. Bu azalma sonucu kanın oksijen taşıma kapasitesi ve dokulara giden oksijen miktarı azalır. Kansızlık çocuklarda kendini çok değişik biçimde gösterir. Bu klinik tablo hiçbir bulgu olmamasından çok, hasta bir çocuğa kadar geniş bir yelpaze içerir.” Çocuklarda aneminin nedenleri Prof. Dr. Canpolat çocuklarda aneminin oluşmasında diyetin çok büyük bir önemi olduğuna dikkati çekerek şöyle diyor: “Diyetin en önemli olduğu yaş grupları 6 ay ile 2 yaş arası, ve bir de adolesan dönemdir. Büyümenin çok hızlı olduğu bu iki dönemde demirden fakir yiyeceklerle beslenilmesi sonucunda demir eksikliği anemisi meydana gelebilir. Adolesan, kızlarda adet kanamalarının düzensiz ve fazla olması da demir eksikliğine katkıda bulunan bir faktördür. Kan yapımında önemli rol oynayan diğer iki besinsel faktör B12 vitamini ve folik asittir. Ancak bu iki besinin eksikliğine bağlı anemiler çocuklarda demir eksikliğine bağlı anemi kadar sık görülmezler.” Sadece diyet değil bazı ilaçların kullanımı da çocuklarda anemiye neden oluyor. İlaçlar ya alyuvarların yıkımına katkıda bulunarak veya kemik iliğine doğrudan toksik etki göstererek alyuvar yapımını baskılamak suretiyle anemi meydana getiriyor. Çocuklarda kronik hastalıkların ve sık geçirilen enfeksiyonların anemiye neden olduğu bilinen bir gerçek Prof. Dr. Canpolat sebebini şöyle açıklıyor: “Kronik hastalıklarda alyuvarların yaşam süresi kısalmıştır ve kemik iliği ise yetersiz çalışmaktadır. Ayrıca demir kullanılmasındaki bozukluk ve böbrek hastalıklarında kanda toksik maddelerin birikmesi de alyuvar yapımını baskılayan faktörlerdir.” Kansızlık nasıl anlaşılır? Süt çocuklarında huzursuzluk, davranış değişiklikleri, iştahsızlık, uykusuzluk veya normalin üzerinde uyuma gibi belirtiler görülürken daha büyük çocuklarda ve adolesanlarda yorgunluk, halsizlik, baş dönmesi, baş ağrısı, çabuk yorulma ve nefes darlığı gibi yakınmalar ile ortaya çıkıyor. Prof. Dr. Canpolat bu noktada bir uyarıda bulunarak şunları söylüyor: “Anemiyle birlikte lenf bezelerinin ve karaciğer ve dalağın da büyük olması durumunda çocuk hemolitik anemiler ve lösemi açısından mutlaka değerlendirilmelidir.” Demir eksikliği anemisine dikkat! Çocuklarda en sık görülen anemi, demir eksikliği anemisi. Anne sütü ile beslenen bebeklerde ilk 6 ay demir eksikliği görülmüyor. Anne sütündeki demir çok kolay emilebildiği için büyüyen süt çocuğuna miktar olarak yeterli geliyor. Ancak altı aydan sonra ek gıdalar ile yetersiz demir alan bebek demir eksikliği tehlikesi ile karşı karşıya kalıyor. Demir en çok kırmızı ette, yumurta sarısında, yeşil sebzelerde ve hububatta bulunuyor. Demir eksikliğinin gelişmemesi için etten ve sebzelerden gelen demirin dengeli alınması gerekiyor. Demir eksikliği anemisinin engellenmesi için diyete önem verilmeli, demirden zengin ek gıdaların zamanında ve uygun şekilde başlanmalı. Prof. Dr. Canpolat, “Prematüre bebeklere erken koruyucu demir preparatları başlanması gerektiğini hatırlatarak şöyle devam ediyor: “Anneden bebeğe demir transferi hamileliğin sonlarında yoğunluk kazandığı için bu bebekler demir depoları tam dolmadan doğarlar ve çoğu zaman yoğun bakımda kaldıklarından tetkikler için bebeklerden fazla kan alınmak zorunda kalınır.” Tanı ve tetkikler Demir eksikliği gelişen bebekler huzursuz, iştahsız oluyor ve uyku bozuklukları yaşıyor. Büyümesi ve gelişmesi duraklama gösteriyor. Hemoglobini çok düşerse cilt rengi de soluyor. Bunu anlamak zor değil. Bu solukluk en çok göz kapaklarının içine, ağız mukozasına, avuç içlerine ve tırnak yataklarına bakıldığında anlaşılıyor. Demir eksikliğine erken tanı konup tedavi edilmesi durumunda bu bozuklukların büyük bir kısmı düzelme şansına sahip. Prof. Dr. Canpolat tanı ve tetkikler konusunda şunları söylüyor: “Demir eksikliği anemisi saptanan çocukta dışkı ve idrar ile kan kaybı olup olmadığı araştırılmalıdır. Dışkı ile kan kaybı meydana getiren en önemli durumlar arasında peptik ülserler ve inek sütü alerjisi sayılabilir. Ayrıca bağırsakta bulunan polipler ve anüste mukoza çatlakları da kan kaybına neden olabilirler. Gaitada gizli kan testi birkaç kez tekrarlanmalıdır, zira kanama aralıklı olarak meydana geliyor olabilir.” Tedavisi Tedavi ise çoğunlukla ağızdan verilen demir preparatları ile yapılıyor ve 3 ay kadar sürüyor. Tedavide ilk 2 ay hemoglobinin yükseltilmesi, 3 ay ise demir depolarının doldurulması amaçlanıyor. |
|
|
|
|
#13 (permalink) |
|
EN Afilli
![]() |
Erken doğum riskiyle baş etmenin yolları Bebeklerin yaklaşık yüzde 10’u prematüre doğuyor. Prematür doğum 37 gebelik haftasından önce herhangi bir zamandaki doğumdur. Erken doğum istenen bir durum değil tabii ki. Yeni doğan ölümlerinin yüzde 75’inden sorumlu. Erken doğum açısından riski artırabilecek faktörler nelerdir? Bu veya bir önceki gebelikte erken doğum tehditi yaşanması, önceki gebelikte erken doğurmak, çoğul gebelik, rahim ağzına daha önceden işlem geçirenler, döl yatağı içinde duvar (septum), miyom bulunması, gebeyken enfeksiyon geçirmek, özellikle böbrek iltihaplanması yaşamak gebelik sırasında karından apandisit, safra kesesi, yumurtalık ameliyatları gibi ameliyatlar geçirmek. Ayrıca sigara ve uyuşturucu madde kullanımı, gebeliğin ilk üç aylık ya da ikinci üç aylık döneminde kanamalar, takipsiz gebelik, rahim içi araç varken gebe kalmak, fetusun ölmesi. Erken doğum tehditi bulguları nelerdir? Vajinal kanama veya vajinal akıntı miktarında artma, kasık veya karın ağrısı, belirgin bel ağrısı, adet sancısına benzeyen ve günden güne artarak devam eden ağrılar, rahimde gerilme ve bir saat içinde 5-6’dan fazla kasılma hissi, vajinadan aniden bol miktarda sıvı boşalması. Rahim ağzındaki değişikliklere bakılarak kesin tanısı konur. Eğer rahim ağzınız yumuşamışsa, öne dönmüş ve kısalmaya başlamışsa erken doğum tehditi yaşıyorsunuzdur. Sadece kasılma hissiyle erken doğum tanısı konulmaz. Fetal fibronektin testi ne demek? Fetal fibronektin erken doğumun habercilerinden. Erken bir doğum tehditi söz konusuysa, 2 hafta içinde doğumun olup olmayacağını gösterir. 24-34’üncü gebelik haftaları arasında vajinal akıntıda tespit edilebilen bir proteindir. Rahim ağzına yakın bölgelerden vajinal sürüntü örneği alınmasıyla elde edilir. Eğer fetal fibronektin saptandıysa doktorunuz erken doğumu önlemek amacıyla yatak istirahati verip, gerekli ilaçlarla tedaviye başlayabilir. Bebeğin akciğerlerinin olgunlaşması için de ilaç tedavisi verilir. Erken doğum nasıl önlenebilir? Tedavide asıl amaç, aktiviteyi kısıtlayıp sıvı alımını artırmak. Erken doğum tehdidinde hastaneye yatmak ve gerekmedikçe yataktan çıkmamak gerekir. Önce damar yolundan serum verilir. Gerekirse bu serumun içine rahim kasılmalarını dindirici ilaçlar da eklenir. Erken doğum olursa bebek hastanede ne kadar kalır? Bu durum ne kadar erken doğum yapıldığıyla bağlantılıdır. 35’inci haftadan sonra doğan bebeklerin çoğu genellikle birkaç gün içinde anneyle birlikte eve giderler. Bu haftadan önce doğan bebeklerde beklenen doğum tarihine ne kadar zaman kaldıysa yaklaşık o kadar hastanede kalacaklardır. Zamanından önce doğan bebek küvöz dışında yaşayamaz. Bu bebeklerin yeni doğan yoğun bakımına ihtiyacı olacaktır. Prematür doğan bebekler ne zaman kucağa alınabilir? Bebeğin ne zaman kucağa alabileceği, yeni doğan doktoru veya hemşiresine sorulmalı. Yeni doğan yoğun bakım üniteleri başta korkutucu gelebilir. Bebek her yerinden bir takım aletlere bağlanmış olabilir. Bebeğe ne kadar fazla alet bağlanmış olursa olsun annenin sesinizi duymaya ve dokunuşunu hissetmeye ihtiyacı vardır. Yeni doğan yoğun bakım ünitesinde çalışan personel korkuların üstesinden kolaylıkla gelinmesini sağlamak amacıyla ellerinden gelen tüm yardımı yapacaklardır. Op. Dr. Hande Akbaş |
|
|
|
|
#14 (permalink) |
|
EN Afilli
![]() |
Erken doğum riskiyle baş etmenin yolları Bebeklerin yaklaşık yüzde 10’u prematüre doğuyor. Prematür doğum 37 gebelik haftasından önce herhangi bir zamandaki doğumdur. Erken doğum istenen bir durum değil tabii ki. Yeni doğan ölümlerinin yüzde 75’inden sorumlu. Erken doğum açısından riski artırabilecek faktörler nelerdir? Bu veya bir önceki gebelikte erken doğum tehditi yaşanması, önceki gebelikte erken doğurmak, çoğul gebelik, rahim ağzına daha önceden işlem geçirenler, döl yatağı içinde duvar (septum), miyom bulunması, gebeyken enfeksiyon geçirmek, özellikle böbrek iltihaplanması yaşamak gebelik sırasında karından apandisit, safra kesesi, yumurtalık ameliyatları gibi ameliyatlar geçirmek. Ayrıca sigara ve uyuşturucu madde kullanımı, gebeliğin ilk üç aylık ya da ikinci üç aylık döneminde kanamalar, takipsiz gebelik, rahim içi araç varken gebe kalmak, fetusun ölmesi. Erken doğum tehditi bulguları nelerdir? Vajinal kanama veya vajinal akıntı miktarında artma, kasık veya karın ağrısı, belirgin bel ağrısı, adet sancısına benzeyen ve günden güne artarak devam eden ağrılar, rahimde gerilme ve bir saat içinde 5-6’dan fazla kasılma hissi, vajinadan aniden bol miktarda sıvı boşalması. Rahim ağzındaki değişikliklere bakılarak kesin tanısı konur. Eğer rahim ağzınız yumuşamışsa, öne dönmüş ve kısalmaya başlamışsa erken doğum tehditi yaşıyorsunuzdur. Sadece kasılma hissiyle erken doğum tanısı konulmaz. Fetal fibronektin testi ne demek? Fetal fibronektin erken doğumun habercilerinden. Erken bir doğum tehditi söz konusuysa, 2 hafta içinde doğumun olup olmayacağını gösterir. 24-34’üncü gebelik haftaları arasında vajinal akıntıda tespit edilebilen bir proteindir. Rahim ağzına yakın bölgelerden vajinal sürüntü örneği alınmasıyla elde edilir. Eğer fetal fibronektin saptandıysa doktorunuz erken doğumu önlemek amacıyla yatak istirahati verip, gerekli ilaçlarla tedaviye başlayabilir. Bebeğin akciğerlerinin olgunlaşması için de ilaç tedavisi verilir. Erken doğum nasıl önlenebilir? Tedavide asıl amaç, aktiviteyi kısıtlayıp sıvı alımını artırmak. Erken doğum tehdidinde hastaneye yatmak ve gerekmedikçe yataktan çıkmamak gerekir. Önce damar yolundan serum verilir. Gerekirse bu serumun içine rahim kasılmalarını dindirici ilaçlar da eklenir. Erken doğum olursa bebek hastanede ne kadar kalır? Bu durum ne kadar erken doğum yapıldığıyla bağlantılıdır. 35’inci haftadan sonra doğan bebeklerin çoğu genellikle birkaç gün içinde anneyle birlikte eve giderler. Bu haftadan önce doğan bebeklerde beklenen doğum tarihine ne kadar zaman kaldıysa yaklaşık o kadar hastanede kalacaklardır. Zamanından önce doğan bebek küvöz dışında yaşayamaz. Bu bebeklerin yeni doğan yoğun bakımına ihtiyacı olacaktır. Prematür doğan bebekler ne zaman kucağa alınabilir? Bebeğin ne zaman kucağa alabileceği, yeni doğan doktoru veya hemşiresine sorulmalı. Yeni doğan yoğun bakım üniteleri başta korkutucu gelebilir. Bebek her yerinden bir takım aletlere bağlanmış olabilir. Bebeğe ne kadar fazla alet bağlanmış olursa olsun annenin sesinizi duymaya ve dokunuşunu hissetmeye ihtiyacı vardır. Yeni doğan yoğun bakım ünitesinde çalışan personel korkuların üstesinden kolaylıkla gelinmesini sağlamak amacıyla ellerinden gelen tüm yardımı yapacaklardır. Op. Dr. Hande Akbaş |
|
|
|
|
#15 (permalink) |
|
EN Afilli
![]() |
Çocuğum Internet hastası Internet kullanımının çığ gibi yayıldığı günümüzde çocuklar da neredeyse sonsuz bir bilgi ve iletişim olanağına sahip oldular. Çocuklar Internet sayesinde ansiklopediler, güncel olaylar, kütüphaneler ve diğer birçok değerli malzemeye kolayca erişiyorlar. Ayrıca sadece “tık”layarak birçok alanda “gezinebilme” olanağı çocuklarda doğal olarak varolan dürtüsel davranış, merak ve çabuk haz veya yanıt alma ihtiyacına da yanıt veriyor. Buna karşın çocukların denetimsiz bir şekilde Internet kullanmalarının ciddi risk ve tehlikeleri de mevcut. Çoğumuz çocuklarımıza yabancılarla konuşmamalarını, evde yalnızken tanımadıkları kişilere kapıyı açmamalarını ve telefonla arayan tanımadıkları kişilere kişisel bilgileri vermemelerini öğretiriz. Ayrıca, çocuklarımızın gittikleri yerleri, arkadaşlarını, TV’de ne izlediklerini, hangi kitap ya da dergileri okuduklarını da takip ederiz. Ancak birçok anne-baba Internet konusunda da aynı rehberlik ve denetimin gerekli olduğunun farkına varmaz. “Chat odalarının” ya da e-posta gruplarının çoğunun tamamen denetimsiz olduğu unutulmamalıdır. Takma isimler çocuğun kimle iletişim kurduğunu anlamasını imkansız hale getirir. Chat odalarında konuşulanlar ya da elektronik posta mesajlarının anne-babalar tarafından görülemez. Ne yazık ki çocuğun kişisel bilgileri (telefon numarası, adres, şifre gibi) vermeye veya şahsen buluşmaya ikna edilmesi çok ciddi sonuçlara yol açabiliyor. Denetimsiz Internet kullanımının yol açacağı diğer risklerden bazıları da, çocukların gelişim düzeyleriyle uyumlu olmayan sitelere erişmeleri, nefret ve şiddet duygularını körükleyen ya da pornografik sitelere erişmeleri, reklamlar yoluyla yanlış yönlendirilmeleri veya aşırı reklam bombardımanına tutulmaları, ödül kazanabilmek ya da bir klüpe üye olabilmek için kişisel veya evle ilgili bilgileri vermelerinin istenmesidir. Çocukların Internet kullanımını daha güvenli ve eğitici hale getirmek için yapabilecekleriniz: - Çocuğun on-line ve Internette “dolaşarak” geçirdiği süreyi kısıtlamalısınız - Çocuğa chat odalarında takma isimli kişilerle konuşmanın yabancılarla konuşmakla aynı şey olduğunu öğretmelisiniz - Başka on-line kişilere veya web sitelerine tanıtıcı hiçbir kişisel bilgi vermemeyi öğretmelisiniz - On-line tanıştığı biri ile şahsen buluşmayı asla kabul etmemesi gerektiğini öğretmelisiniz - Çocuğa on-line alışveriş etmek ya da uygunsuz hizmet veya web sitelerine erişmek için kullanabileceği kredi kartı veya şifre bilgilerini kesinlikle vermemelisiniz - Çocuğa on-line gördüğü veya okuduğu her şeyin doğru olmadığını hatırlatmalısınız - Chat kanalları, mesaj grupları ya da uygunsuz sitelere erişimini kısıtlamak amacıyla servis sunucusunun sağladığı ebeveyn kontrol özelliklerini kullanmalı ya da bu amaca yönelik bir ticari ürün satın almalısınız. - Çocuğa on-line iletişimde de, yüzyüze konuşma ile aynı nezaket kurallarının (kaba veya küfürlü konuşmamak, lakap takmamak, vb. gibi) geçerli olduğunu öğretmelisiniz. - Okul, kütüphane, arkadaşlarının evi gibi başka yerlerdeki bilgisayarları kullanırken de aynı kurallara uyması konusunda ısrarlı olmalısınız. On-line iletişimin çocukları gerçek insan ilişkilerine hazırlamadığını unutmamalısınız. Bir on-line servisi ilk kez incelerken çocukla birlikte olmanız ve çocuğun on-line olduğu zamanlarda periyodik aralıklarla ona katılmanız hem onun on-line deneyimlerini izleme ve denetleme, hem de birlikte öğrenme fırsatı bulmanızı sağlayacaktır. |
|
|
|
|
#16 (permalink) |
|
EN Afilli
![]() |
Takıntılı çocuklar anne-babaların eseri Takıntılı düşünce (obsesyon) yetişkinlerde olduğu kadar, çocuklarda da sık görülen bir rahatsızlıktır. Çocukları arkadaş ortamında garip hissettiren bu duruma, çoğunlukla aile içi ortam neden olur. Obsesyon, zihnin mantıklı olmayan bir düşünce veya duyguyla yoğun ve abartılı şekilde meşguliyetidir. Tekrarlayan düşünceler, şüpheler sık sık görülür. Bazen de mantıksız bir eyleme veya davranışa yol açan, karşı konulamaz ve dayanılamaz bir dürtü (kompülsiyon) söz konusudur. Çocuk, basmakalıp bir davranışı yapmazsa, kaygı ve gerginlik hisseder. Yapılan araştırmalar, obsesif çocukların sıklıkla normal veya normal üstü zekaya sahip olduklarını gösterir. Çocuklarda en çok görülen ortak takıntılar; kendine veya başka birine özellikle yakınlarındaki insanlara zarar gelecek korkusu, simetri, kusursuzluk ihtiyaçlarıdır. Kendini garip hissedebilir Çocuklarda karşı konulamayan istekler sıklıkla, aşırı yıkama ve temizlik, sürekli kontrol halinde ve tetikte olma ve düzeltmeyle ilişkilidir. Bir çocuk takıntılı düşüncelerinin mantıksızlığının farkına vardığı halde, durdurmakta güçlük çeker. Karşı konulamayan istekler, tekrarlayıcıdır. Bazı kurallar ışığında yerine getirilen, kendine göre anlam taşıyan, yıkamak gibi gözlenebilir ve saymak gibi zihinsel davranışlara dönüşebilir. Takıntılı düşünceler günlük yaşamı çocuk için oldukça zor ve stresli kılabilir. Bu düşünceler genellikle çocuğun zamanının ve enerjisinin büyük bir bölümünü tüketir, ödev ve ev işi gibi zamanlı yapılması gereken görevlerin yerine getirilmesini zorlaştırır. Zaman tüketici olduğundan okul hayatı ve sosyal aktiviteler veya ilişkiler için bir engel oluşturabilir. Çocuğun arkadaşları tarafından alay konusu olması kaçınılmaz olabilir. Ya da çocuğun kendini ‘garip’ ve ‘kontrolden çıkmış’ hissetmesine neden olabilir. Öfke nöbeti geçirirler Obsesif çocuklar sabahları takıntılarını yerine getirme endişesi içindeyken aynı zamanda okula yetişmek için acele içindedir. Bu durum onların baskı ve stres altında kalmalarına yol açar. Akşamları ise, yatağa yatmadan tüm zorlayıcı isteklerini yerine getirmeye çalışırlar. Aynı zamanda diğer sorumluluklarının da bilincindedirler. Hepsini zamanında yetiştirme çabası da oldukça zorlayıcıdır. Hepsi olmasa da, çocukların bir çoğu yaşlarına bağlı olarak bazı takıntılı zorlayıcı davranışlar sergilerler. Örneğin, çocuklar yatma zamanıyla ilgili konularda ısrarcıdırlar. Obsesif çocuklar sıklıkla öfke nöbetleri geçirirler. Bunların başlıca nedenlerinden biri ailenin çocuğun takıntılı isteğini yerine getirmemesi veya getirememesidir. Obsesyonların çocuklarda görülme nedenin, genetik geçişten çok onlara sunulan aile ortamı ve aile içi ilişkilerle ilgili olduğu söylenebilir. Anne-babalara öneriler Bazı araştırmalar takıntılı düşünce ve davranışlara sahip çocukların annelerinin sıklıkla aşırı koruyucu, endişeli, normal aktiviteleri tehlikeli bularak sınırlayıcı tutum gösteren anneler olduğunu ortaya koymuştur. Babalar ise genellikle mesafeli, yoğun ya da uzak duran babalardır. - Çocuğunuzun tekrar eden davranış talepleriyle aşırı derecede meşgul olduğunuzda, farkında olmadan çocuğunuzun bu zorluğuna hizmet edebilirsiniz. - Çocuğun bu problemini tamamen reddedip öfke gösterdiğinizde artan endişe durumu kötüleştirir. - Çocuğunuz konusunda risk almayı öğrenin ve çocuğunuzun da risk alması konusunda onu cesaretlendirmeye çalışın. - Ev içindeki aşırı titizliklerinizin ve beklentilerinizin çocuğunuza nasıl yansıdığını gözden geçirin. Eğer bu titiz davranışlarınız çocuğunuzu etkiliyorsa bu konu hakkında mutlaka önlem alın. |
|
|
|
|
#17 (permalink) |
|
EN Afilli
![]() |
Kadınlarda Bilek Kanalı Sendromu Bilek Kanalı Sendromu(BKS) veya diğer adıyla karpal tünel sendromu kadınlarda daha sık rastlanan bir problemdir. Ellerinizdeki uyuşma Bilek Kanalı Sendromundan Kaynaklanıyor Olabilir. Her iki elde birlikte ve baskın kullanılan elde daha belirgin olarak çıkar. Ellerde ağrı ve uyuşmaya neden olur. Uyuşma geceleri uyanmaya sebep olacak kadar şiddetli olabilir. Uyanıp elleri sallamak bir süre rahatlatır. Ağrı parmaklara, kollara omuza kadar yayılabilir, uyuşma yalnız elde olur. Zamanla ellerde güçsüzlük, el kaslarında incelme ve erime ortaya çıkabilir. Kolun üç sinirinden biri olan median sinirin bilekte bağların altındaki kanaldan geçerken baskı altında kalması bu probleme neden olur. Bazı kişilerde bu kanal doğuştan dardır. Bu durumda mesleki veya tekrarlayıcı bilek hareketleri ile sinir baskı altında kalabilir. Daktilo veya bilgisayar kullanma, yazı yazma, örgü örme, çekiç kullanma gibi hareketler bunlar arasındadır. Bu bölgede bağlarda şişmeye sebep olan durumlarda hastalık ortaya çıkar. Bunlar arasında hamilelik, şeker hastalığı bazı romatizmal hastalıklar sayılabilir. Hastalar ileri dönemde telefon, kitap tutarken, kaşık kullanırken zorluk çekebilirler. Bilek kanalı sendromunun kesin tanısı elektromiyografi tetkiki ile konur. Bu tetkik kas ve sinirlerin özel bir alet yardımı ile muayene edilmesidir. Tedavisinde öncelikle etken olan bir hareket varsa bundan kaçınmak esastır. Yapılması gereken hareketlerde de bazı destekler kullanarak bükülme azaltılmalıdır. İlave olarak bileği sabit pozisyonda tutacak takıp çıkarılan splint veya atel denilen araçlar kullanılır. Özellikle uykuda bilekteki hareket önleneceği için gece uyuşmaları azalacaktır. İlaç olarak kısa süreli iltihabı önleyici ilaçlar kullanılmaktadır. Eğer hasta bütün bunlardan yarar görmemiş ise bilek bölgesine enjeksiyonlar veya bağların gevşetilmesine yönelik ameliyatlar denenebilir. Özellikle hamileliği esnasında BKS geçiren hanımların bu probleme eğilimleri artacağı için tekrarlayıcı bilek hareketlerinden olabildiğince kaçınmaları yararlı olacaktır |
|
|
|
|
#18 (permalink) |
|
EN Afilli
![]() |
Anne Adaylarının Dikkatine !!! Karnınızdaki bebeğinizin ve sizin sağlığınız için aşağıdaki konuları dikkate almanız gerekir; Bunlara uygulayın ; 1. Zorunlu haller dışında X-ışınlarından sakının 2. Asla sigara ve alkol kullanmayın 3. Dengeli beslenmeyi ihmal etmeyin 4. Demir ilacınızı almayı ihmal etmeyin 5. Gün içinde kısa kısa dinlenin 6. Yoğun ve ağır fizik aktivite gerektiren sporlardan kaçının 7. Yolculuklara çıkmadan önce doktorunuzla görüşün 8. Doktorunuza danışmadan hiçbir ilacı kullanmayın 9. Ağır eşyaları kaldırmaktan, iteklemekten, çekmekten kaçının 10. Topuklu ayakkabılar her zaman risklidir, giymeyin 11. Rahat giysileri tercih edin 12. Takılardan mümkün olduğunca uzak kalın 13. Dişlerinize dikkat edin, problemler için geç kalmadan önlem alın 14. Aşılarınızı doktorunuzla birlikte programlayın 15. İlk 2,5 ay ve son 1 ay içinde cinsel ilişkiden kaçının 16. Uzun süreli ve çok sıcak banyolardan kaçının 17. Bol sıvı (özellikle su) alın 18. Lifli besinleri tercih edin 19. Akşamları genellikle hafif beslenemeye özen gösterin 20. Gebeliğiniz boyunca ortalama 12 kg. kilo almalısınız 21. Göğüs bakımınıza özen gösterin 22. Çok sıkı olmayan, pamuklu iç çamaşırları kullanın 23. Çatlak oluşumunu önlemek adına doktorunuza da danışarak gerekli önlemleri alın Bunlar olursa hemen doktorunuza ulaşın ; 1. Vajinal kanama ; erken gebelik dönemlerinde düşük tehdidini, ileri gebelik dönemlerinde ise genellikle plasenta anomalilerini ya da erken doğum tehdidi gibi önemli problemleri işaret edebilir 2. Karında ve kasıklarda devam eden sürekli ya da periyodik ağrı ya da sancıların varlığı 3. Karnınızdaki bebeğin hareketlerinin azalması ya da artması önemli olabilir 4. Yüksek ateş, titreme, şiddetli kusmalar, şiddetli baş ağrıları, idrar şikayeleri, el ve ayaklarda şişmeler ya da görme arazları bir çok önemli hastalığın habercisi olabilir |
|
|
|
|
#19 (permalink) |
|
EN Afilli
![]() |
Besin Grupları ve Porsiyonlar Çocukluktan itibaren sağlıklı ve dengeli beslenme alışkanlığı geliştirmek çok önemli. Dengeli beslenebilmek için gün içinde her besin grubundan belirli oranlarda almak gereklidir. Beslenmemizi düzenlerken bu oranlar göz önüne alınarak oluşturulan besin piramidini esas almak bizlere kolaylık sağlayacaktır. Her bir besin grubundan günde belli sayıda porsiyon almak gerekir. Porsiyonların büyüklüğü yaşa göre değişir. Buradaki porsiyon büyüklükleri çocuklar düşünülerek hazırlanmıştır. Besin Grupları Tahıllar: Ekmek (buğday, çavdar, yulaf unundan), pirinç, makarna, simit, börek, bulgur, şehriye gibi. Tahıllar vücudumuz için ana enerji kaynağımızdır. Her gün en az 6-7 porsiyon alınmalıdır. 1 Porsiyon: ½ dilim ekmek, ¼ kase makarna, ¼ kase pilav, ¼ kase pişmiş kahvaltılık tahıl yemeği, 30 gramlık kahvaltılık tahıl gevreği Sebzeler: Sebzeler Vitamin A ve C yönünden zengindir. Günde 3-4 porsiyon almak gerekir. Ispanak, brokkoli, sarmalık pazı, gibi yeşil yapraklı sebzeler, havuç, bal kabağı gibi sarı sebzeler ve patates, mısır,bezelye gibi nişastalı sebzeler ve domates, soğan, kabak gibi sebzeler alınması gerekir. 1 porsiyon: ¼ kase pişmiş sebze, ¼ kase doğranmış çiğ sebze, ½ kase yeşil yapraklı çiğ sebzeler Taze sebzeler ya da kısa süre buharda pişen sebzeler besin değeri ve posa içeriği yüksek olduğundan tercih edilmelidir. Donmuş sebzeler de kullanılabilir. Pişirirken fazla yağ kullanmamak daha iyi olur. Meyveler: Meyveler C ve A vitamini ve Potasyum gibi mineraller açısından zengindir. Günde 2-4 porsiyon alma gerekir. 1 porsiyon: ½ orta boy elma, armut, portakal, muz ¼ greyfurt, ½ dilim kavun, ½ kase doğranmış meyve, ¼ bardak saf meyve suyu (şeker eklenmemeli), ¼ kase kuru üzüm ya da erik Süt grubu: Süt ürünleri kalsiyumdan zengindir. Kalsiyuma ek olarak protein, vitamin gibi vücudumuzun gelişimi için önemli olan maddeler içerirler. Günde 2-4 porsiyon almak gerekir. Süt yağ açısından zengin olduğundan iki yaşından sonra yağsız süt, yağsız yoğurt tercih etmek iyi olur. 1 porsiyon: ½ bardak süt ½ kase yoğurt 30 gr peynir Et ve kuru baklagiller grubu: Protein, B vitaminleri, demir, çinko yönünden zengin olan bu yiyecek grubundan günde 2-3 porsiyon alınmalıdır. Et, tavuk, balık, kuru baklagiller, yumurta ve fındık, fıstık bu gruba örneklerdir. Etler iyice pişirilerek yedirilmelidir. 1 porsiyon: 30 gr yağsız et (pişmiş) 30 gr pişmiş tavuk 30 gr pişmiş balık 3 yumurta 1 kase pişmiş kuru baklagiller Yağ ve şeker: Diğer tüm besin gruplarında vücudumuzun gereksinim duyduğu kadar yağ ve şeker zaten bulunmaktadır. Bu nedenle yemeklere fazladan yağ ve şeker eklemeye pek gerek yoktur.Günlük kalori alımının en fazla %25-30’u yağlardan elde edilmelidir. Su ve meyve suları: Susadıkça su içilmeli, günlük meyve suyu alımı 100 cc’yi geçmemelidir. Tuz: Az miktarda kullanılmalıdır. |
|
|
|
|
#20 (permalink) |
|
EN Afilli
![]() |
Yiyecek Bağımlılığı ve Otizm Otistik çocuklar sıklıkla yiyecek konusunda aşırı seçicilik gösterirler. Annelerin çocuklarının beslenmesi konusunda gösterdikleri hassasiyet evrensel boyutta bir annelik davranışıdır. Öyle ki, çocuğunun yediği yiyecek miktarı ile tatmin olan anne sayısı hastalık halleri dışında yok denecek kadar azdır. Öte yandan, çocukluk çağı tatlı yiyecekler ve abur cubura olan düşkünlüğün had safhada olduğu kısmen seçiciliğin alışılagelmiş bir davranış olduğu bir dönemdir. Bu dönemde, ayrıca, çocukların asla el sürmediği örneğin bamya gibi bazı simgesel yiyeceklerin varlığı da bilinen bir gerçektir. Kısacası çocukluk döneminde, çocuğunun yediği miktarla tatmin olmayan anne ile yaşamının yiyecek konusunda en seçici dönemini yaşayan çocuk karşı karşıyadır. O nedenle, az önceki ‘otistik çocuklar yiyecek konusunda aşırı seçici davranırlar' cümlesi otistik çocuğu olmayanlarca eksik anlaşılmaya açık bir cümledir. Çünkü buradaki AŞIRI zarfında abartı yok hatta durumun vehametini anlatma konusunda bir yetersizlik vardır. Şöyle ki; otistik çocuğun yiyecek konusunda gösterdiği seçicilik dayanılması mümkün olmayacak boyutta zorlayıcı bir davranıştır. Bu durum çocuk için zorlayıcıdır. Her ne kadar otizm çocuğun duygu ve düşüncelerini anlatmasına engel olsa da, çocuk bu zorlayıcılığı davranışları ile anlatır. İstemediği yiyeceği değil yemeye zorlanması daha görüntüsü ve hatta sadece kokusunu hissettiğinde çocuk hırçınlaşır, kendini yerden yere atar, elleri ile başını yumruklar, başını yerlere duvarlara vurur, karşısındakini ısırır. Bu tam anlamı ile bir krizdir. Bu durum aile için zorlayıscıdır. Doğal olarak bu sahnelere tahammül etmek, söz konusu çıcuk bir başkasının çocuğu olsa bile tahammül dışıdır. Buna bir de 2-3 yiyeceğin dışında her şeyi reddeden çocuğunuzu yeterince besleyememek gibi bir annenin dayanamayacağı bir duygu ilave olunca , otizmin AŞIRI seçiciliğinde AŞIRI zarfının yetersizliği yeterince anlaşılmış olur. -Açık büfesi olan bir lokanta işletiyorum. Lokantamda envayi çeşit yiyecek var. Fakat 5 yaşındaki otistik oğlumun ağzına yıllardır kurumuş bayat ekmekten başka bir şey sokamıyorum. Düşünebiliyor musunuz? Ben ona daha bir lokma karpuz bile veremedim. Otistik çocuğun yediği gıdalar en sıklıkla süt bisküvi kola çikolata ve muzdur. ‘Hadi sırf bunları yesin yeter ki karnı doysun ‘ kabulüne gelseniz de sorun burada bitmez… Çünkü çocuğun bu yiyeceklere gösterdiği davranış takıntı şeklindedir. Çocuk bu besinlerle uyur, bu besinler olmayınca kıyametler koparır. - Arabamızı park ettiğimiz garaja gittiğimizde, dört yaşındaki oğlum koşarak bir arabanın altına sürünerek yüzükoyun girdi. Onu zorla ve biraz da çekiştirerek arabanın altından çıkardığımda gördüğüm manzarayı hatırladıkça hala gözlerim yaşarıyor diye anlatıyordu baba şimdi size aktardığım bu yaşanmış olayı her anlatışım da benzer şekilde gözlerim dolarak. Çocuğum toprağa karışmış kraker parçalarını yemeye çalışıyordu. Otistik çocukların süt ve tahıl ürünlerine gösterdikleri bağımlılığın nedeni nedir? Bu bağımlılığın sigara, alkol, ilaç, madde bağımlılığı ile ilişkisi var mıdır? Depresyonda aşırı yemek yeme bağımlı davranışına yönelmek ile otistiklerin bu takıntılı yiyecek seçiciliğinin ortak noktaları olabilir mi? Konu daha da genişletilerek bu bağımlılık davranışları ile kumar bağımlılığı arasında bir paralellik kurulabilir mi? Blum ve arkadaşları sigara, alkol, madde ve yiyecek ya da kumar gibi bağımlılık davranışlarını ‘ödül yetersizliği sendromu olarak aynı başlık altında toplamışlardır.* Canlının depresyon ve bunun gibi diğer başka nedenlerle ödülsüz kaldığı dönemlerde benzer bağımlılık davranışlarının ortaya çıktığını öne sürmüşlerdir. Davranışbilimde nedir ÖDÜL? Beyindeki ödül merkezleri uyarıldığında bir davranışı dakikada yüzlerce kez tekrarlayan hayvan çalışmaları göstermiştir ki ‘ ödül ' beyinde merkezi olan ve onu elde edebilmek için bir canlının bıkmadan usanmadan bir davranışı dakikada yüzlerce kere yorulmadan tekrarlayabileceği kadar önemlidir. Davranışbilim tüm canlı davranışlarının doğumdan sonra yaşanarak edinilmiş tecrtübeler ile öğrenildiğini iddia eder. Canlı yaşayarak edindiği davranışların kendi yararına olanlarını tekrar etmeye yararına olmadıklarınna kannaat getirdiklerini bırakmaya yönelir. Canlının yararına olan davranışlar tekrarlamayı hak kazanmış davranışlardır Yani davranışbilim terminolojisine gore ödüllendirilmiş davranışlardır. Böylece , giderek canlının yaşamı boyunca ödüllendirilmiş davranışlardan oluşan bir davranış repertuvarı oluşur. Doğa sadece 8 davranışı ki, bunlar arasında suya besine oksijene yönelmek gibi yokluklarında yaşamın tehlikede olacağı davranışlar sayılabilir, sonradan öğrenilecek davranışlar olmaktan çıkarmış bunları doğum ile birlikte canlının sahip olacağı olmazsa olmaz davranışlar arasına koymuştur. Yani bu 8 davranış canlıların özünde vardır sonradan öğrenilme tehlikesine atılmayacak kadar önemlidirler. Yokluklarında yaşam devam edemez. Suya besine oksijene yönelmek gibi yokluğu yaşamı tehdit eden ve tek hücreli canlılardan insan gibi ileri canlılara kadar tüm canlıların olmazsa olmaz biçimde sahip olduğu bu 8 davranıştan biri de ‘ ödüle yönelmektir' Doğaldır ki su besin ve oksijene yönelmek canlının yararına olan bir davranıştır. Canlı ‘ödül' niteliğinde olan bu davranışların farkına varamazsa ya da davranışbilim terminolojisi ile ‘ödüle yönelemezse' yaşamı devam edemez. İşte davranışbilim açısından yukarıda sözü edilen ‘ödül' bu anlamda canlıya yararlı davranışlar anlamındadır. ‘ödüle yönelmek ‘ de canlının kendi yararına olanı farkedebilmesi ve one yönelmesi anlamını taşır. Bağımlılık davranışlarını ‘ödül yetersizliği olarak niteleyen Blum ve arkadaşlarının sözünü ettiği ‘ödül' işte bu anlamda ödüldür. Ödül yetersizliğinde kişi ödülsüzlük içindedir ya da ödül niteliğindeki olguların farkına varamamakta ve ödül aramaktadır. Bu nedenle ödül niteliği taşıyan davranış ya da maddelere yönelmektedir. Bazı ilaçlar sigara ve uyuşturucu maddeler doğrudan beynin ödül sistemlerine bağlanarak ödül niteliği taşırlar. Burada artık canlının yararına olmaları gerekmez çünkü bazı maddeler canlıya yararlı olmaları koşuluna gerek kalmadan doğrudan ödül merkezini uyarma etkisi ile ödülsüzlük durumunu ortadan kaldırabilirler. Ödül algılaması azalmış olan kişi bu sistemlerini uyararak kendine ödül yaratma çabası içinde bu maddelere ya dab u maddeleri sağlayacak davranışlara yönelir. Yaşamsal önem taşıyan bir mekanizmasında sorun olan söz konusu kişiye işte bu nedenle hiçbir telkin hiç bir öğüt ona ödül niteliği taşıyan davranıştan alakoyacak nitelikte olamaz. Kişi ısrarla ve hatta kendisi vazgeçmek istese bile söz konusu davranışı tekrarlamaya devam eder. |
|
|