Sağlık içinde Anne Çocuk Sağlığı... konusu , Arkadaşlar burada elıme gecen butun bılgılerı sızınle paylasacagım.....
|
|
|||||||
| KAYIT OL | Yönetim Takımı | Üye Listesi | Tüm konuları okunmuş kabul et |
|
|
#2 (permalink) |
|
EN Afilli
![]() |
Materyalizm nasıl öldürülür?" Çocuğunuz, bir oyuncak için ortalığı birbirine katıyorsa ve onu susturmanızın tek çaresi istediğini ona almaksa, geç kalmadan bu işe el koyup, içindeki tüketim canavarını ortadan kaldırın. Bebekken çocuk bakmanın zorluklarından şikayet edenler, çocukları büyüdükçe bebekliğin aslında çocuk gelişimindeki en kolay dönem olduğunu daha iyi anlıyorlar. Hele de çocuklar yuvaya gitmeye başlayıp, sosyalleştiklerinde; çünkü bir şeyleri anlayıp, karşılaştırmaya da başladıkça, "Ben de isterim."ler, "Bunu da alalım."lar başlıyor. Elinizde büyüyen o minicik sevimli şey, bir bakmışsınız her istediği şey için tutturan bir tüketim canavarına dönüşmüş. Televizyon reklamları da eklenince işler çığrından çıkıyor. Peki bu konuda ne yapabilirsiniz? Sizin için neyin önemli olduğunu açıklığa kavuşturun Çocuğunuza nelere önem verdiğinizi gösterin. Bir şey satın aldığınızda, çocuğunuza bu şey ihtiyacınız olduğunu, ya da sizin için bir değer taşıdığını, gösteriş için almadığını söyleyin. Ayrıca para hakkında konuşmaktan çekinmeyin. Eğer paranız olmadığı için bir şeyi satın alamıyorsanız, bu konuda dürüst olun. Televizyon seyretme zamanını kısıtlayın Reklamları seyretmek, çocuğa, bir şeylere sahip olmanın bizi mutlu edeceğine dair yanlış bir mesaj verir. Çocuğunuz reklamları seyrederken, reklamdaki mesajı tanımlamaları için onlara yardımcı olun. Maddi olmayan şeylerden keyif almayı öğretin Birlikte bir hobi geliştirmek, beraber oyun oynamak, ya da spor yapmak gibi sizi biraraya getirip, eğlenceli zaman geçirmenizi sağlayan meşgaleler bulun. Bunları yaparken, size para harcatmayan ama ruhunuza ve beyninize hitap eden şeyler olmalarına dikkat edin. Gelenekleri abartmayın Günümüzde her şey ticarete dönmüş durumda. Buna özel ve geleneksel olarak kutlanan günler de dahil. Eskiden bir pasta alarak kutladığınız doğum gününü, bugün bir parti organizasyon şirketine yaptırıyor, daha büyük hediyeler alıyorsanız, bundan vazgeçin. Çocuğunuza harçlık verin ve bütçe yapmalarına yardımcı olun. 1999'da 9 ila 14 yaş grubundan oluşan bin kişilik bir grupla yapılan bir araştırmaya göre, harçlık alan çocukların para biriktirme oranı, almayanlara oranla iki kat daha fazla. Harçlık miktarını belirlerken ise şuna dikkat etmekte fayda var: Vereceğiniz harçlık için 'doğru' bir miktar yoktur ama zaten amaç da çocuğunuzun istediği her şeyi almasını sağlayacak kadar para vermek değildir. Burada mesaj şudur: "Bazı şeyleri satın almak için kendi paranı kullanabilirsin ama bazı başka şeyler daha pahalı olduğu için alım gücün onlara yetmez." Çocuğunuza olan sevginizi maddi olarak göstermeyin. Zenginliğe maruz kalmak, buna özlem duymaya sebep olabilir. Oysa kısmen de olsa çocukta bu türden imrenme ve kıskançlıkları önleyecek bir şey varsa, o da oldukları kişi için sevildiklerini bilmeleridir. Yetişkinlere en değerli çocukluk anılarının hangileri olduğunu soracak olursanız, genellikle aileleriyle birlikte yaptıkları şeylerden bahsettiklerini görürsünüz, yoksa aldıkları hediyelerden değil. Çocukların esas aç oldukları şey, ebeynlerinden gelen koşulsuz sevgidir. |
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
EN Afilli
![]() |
Preeklamsi - Gebelikte Yüksek Tansiyon Gebeliğe bağlı anne ölümlerinin en sık nedenlerinden biri olan yüksek tansiyon tüm gebelerin % 6-20’sinde görülür. Gebelikle birlikte başlayan yüksek tansiyon tedavisinde mutlak istirahat zorunlu iken, bu durum doğumla birlikte hızla düzelir. Dünyadaki gebeliğe bağlı anne ölümlerinin en sık nedenlerinden biri olan yüksek tansiyona, tüm gebeliklerin %6-20’sinde rastlanır. Gebelik ve yüksek tansiyon başlığı altında bir çok tıbbi durum vardır. Burada kadının gebe olmadan öncede var olan tansiyon yüksekliği ile gebeliğin yol açtığı yüksek tansiyon ayrımı önemlidir. Çünkü bu iki durumun klinik seyir, oluşum mekanizmaları ve tedavileri birbirinden farklıdır. Ancak bazen her ikisi bir arada da olabilir ve var olan kronik yüksek tansiyon gebelik nedeniyle kötüleşebilir. GEBELİKTE YÜKSEK TANSİYON SINIFLANDIRILMASI Gebeliğin neden olduğu yüksek tansiyon ( Preeklampsi (PE) - Eklampsi (E) ) Kronik yüksek tansiyon ( gebelik öncesi mevcut yüksek tansiyon ) Gebelikte akut yüksek tansiyon ile kötüleşen hipertansiyon Geçici yüksek tansiyon GEBELİKLE GELİŞEN YÜKSEK TANSİYON Sağlıklı bir bebek ümidiyle gebelik yaşayan her anne adyı için bu süreci, yüksek tansiyon ile karşılamak üzücü bir sürprizdir. Halk arasında tuzdan kaçınmak ile yüksek tansiyondan uzak kalınacağı düşüncesi ise oldukça yanlıştır. Çünkü burada yüksek tansiyonun gelişmesi, gebeliğin oluşturduğu yasal-immünolojik-endokrin birçok nedenden kaynaklanmaktadır. Gebelikte gelişen yüksek tansiyon 20 gebelik haftasından önce izlenmez. Trofoblastik hastalıklar yada çoğul gebelik olduğunda tansiyon yüksekliği 20 haftadan önce ortaya çıkar. Yüksek tansiyon gebelik öncesindeki veya ilk 3 aydaki kan basıncına göre sistolik basıncın ( büyük tansiyonun ) 30mm Hg ve diastolik basıncın ( küçük tansiyon ) 15mmHg daha fazla artmasıdır. Veya en az 6 saatlik ara ile iki kez yapılan ölçümlerde kan basıncının 140/90 mmHg veya daha yüksek olmasıdır. Halk arasında gebelik zehirlenmesi olarak da adlandırılan preeklampsi %1, eklampsi ise %0.1 oranında izlenir. Bu tablolarda gebelik, yüksek tansiyonu ortaya çıkartan nedenlerin başında gelir. Mevcut yüksek tansiyonu ise olumsuz etkiler. Gebelik yüksek tansiyonu, ( preeklampsi-eklampsi ) oluşması için gebelik ürününün ( plesanta ve bebek dışı dokular ) varlığı etkendir. Yazık ki gebelik öncesinde yüksek tansiyon gelişimini tahmin etme ya da önleyici yöntem yoktur. Eski tuz kısıtlayıcı diyet önerilerinin yüksek tansiyon tedavisinde yeri olmadığı anlaşılmıştır. Çünkü gebe olmayanlardaki yüksek tansiyon gelişimine tuz artışı neden olurken, gebelikte tansiyonun yükselmesi çok farklı mekanizmalarla gelişir. PREEKLAMPSİ-EKLAMPSİ GELİŞİMİNDE RİSK FAKTÖRLERİ Daha önceden çocuk doğurmamış olmak Ailede gebelik yüksek tansiyon hikayesi Şeker böbrek hastalıkları gibi diğer hastalıklar Çok genç ve ileri yaş gebelikleri Gebelikle ilgili nedenler ( çoğul gebelik gibi ) Önceki gebeliklerde preeklampsi-eklampsi hikayesi Düşük sosyoekonomik durum ŞİDDETLİ SEYREDEN PREEKLAMPSİ TABLOSU En az 6 saat arayla yapılan tansiyon ölçümlerinde, büyük tansiyonun >160, küçük tansiyonun>140 mmHg olması 24 saatlik idrarda 5 g veya daha fazla proteinin çıkması. İdrar miktarında azalma Beyin fonksiyonlarında bozulma-görme bozukluğu. Bulantı, kusma, mide ağrısı. Solunum sıkıntısı Pıhtılaşma hücrelerinde azalma Bebeklerde büyüme geriliği Böbrek fonksiyonlarında bozulma Anemi ( hemolitik ) Eklampsi ( gebelik zehirlenmesi ), preeklampsi tablosuna şuur kaybı ile gelen kasılma ve çırpınma nöbetlerinin eklenmesidir. Eklampsi %0.5-14 arasında komplikasyonlar; beyin kanaması, körlük, böbrek yetmezliği, kalp yetmezliği, akciğer ödemi ve iç kanamadır. Yüksek tansiyon ile karşılaştırıldığında ( çoğu kez rutin doktor takiplerindeki ölçümlerde artış izlenmesi yada ani gelen bayılma atağındaki ölçüm ), bu durum yüksek tansiyonun vücudunuzdaki kalp, karaciğer, böbrek fonksiyonlarının ne kadar bozduğunu saptayan testlerin düzenli olarak yapılmasını gerektirir. Yüksek tansiyon annede, sistematik bazı bozukluklara yol açarken bebekte en sık olarak gelişme geriliği oluşturmaktadır. Hipertansif annelerin bebekleri kilo olarak geri kalmalarına rağmen, olgunlaşmaları hızlanmaktadır. Çünkü anne karnındaki stresli ortam bebeğin dış dünya için gelişimini bilinmeyen nedenlerle hızlandırmaktadır. YÜKSEK TANSİYONDA TEDAVİ Gebelik yüksek tansiyonda en önemli adım, mutlak istirahattir. Bu bebeğe gelen kan akımınıda arttırır. Yüksek tansiyonun geliştiği gebelik haftası önemlidir. Çünkü gebeliğe bağlı olarak gelişen yüksek tansiyon, gebelik bittiğinde hızla düzelir. Eğer bebek dışarı çıktığında yaşama olgunluğuna gelmişse, doğum en iyi tedavidir. Ancak bebek henüz olgunlaşmamışsa, hem bebeğe yeterince zaman kazandırmak, hem de anne adayını yüksek tansiyonun olumsuz etkilerinden korumak gerekir. |
|
|
|
|
#4 (permalink) |
|
EN Afilli
![]() |
Çocuğunuz her hastalandığında antibiyotik kullanmayın... 2-4 yaşları arasında bulunan çocukların enfeksiyonlara ve mikrobik hastalıklara sık olarak yakalandıkları bir dönemdeyiz. Birbirinden farklı birçok hastalığın çocukları tehdit ettiği bu dönemde ilaç kullanımı konusunda bilinçli davranmak çok önemlidir. Şu bir gerçektir ki Anaokulu döneminde çocuklar daha sık hastalanırlar. Birbirlerine sürekli hastalık bulaştıran çocukların aileleri olarak da bizler bundan tedirgin oluyor, nasıl davranmamız gerektiğini bilemiyoruz. Çocukların fazla hasta olmaması için öncelikli olarak bazı önlemlerin alınması gerekiyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Altay Yücel bulaşıcı hastalıkların yayılmaması konusunda ana okullarına bazı görevler düştüğünü belirterek alınabilecek önlemleri şöyle sıralıyor: “Güncel aşı kayıtları da dahil olmak üzere, çocuklar ve çalışanların aşı kartları incelenmelidir. Çocuklara tuvalet kullanımı ve tuvalet eğitiminde hijyenik temizlik işlemleri benimsetilmelidir. Enfeksiyondan korunmada en önemli unsur olan el yıkama alışkanlığı kazandırılmalıdır. Ortam temizliği ve çocuklar ile görevlilerin kişisel hijyeni sağlanmalıdır. Yiyecekler temiz şekilde bulundurulmalıdır. Bulaşıcı hastalıklar sıkı bir şekilde izlenmeli ve ailelere bildirilmelidir.” Sık görülen hastalıklar ve tedavileri Anaokulu döneminde çocuklarda üst solunum yolu (soğuk algınlığı veya nezle, grip, akut boğaz enfeksiyonu, krup, kulak iltihabı, öksürüklü hastalık) enfeksiyonları en sık karşılaşılan hastalıkların başında geliyor. Dr. Yücel bu hastalıklar konusunda şu bilgileri veriyor: Grip Gripte birden başlayan ve çoğunlukla üşüme-titreme ile birlikte olan ateş, baş ağrısı, halsizlik, yaygın kas ağrıları ve balgamsız bir öksürük görülüyor. Daha sonra boğaz ağrısı, burunda tıkanıklık ve akıntı ile öksürükten oluşan solunum yolu bulguları ortaya çıkıyor. Grip salgını en çok okul çağında görüldüğü için girip aşısı özellikle bu dönemde öneriliyor. 9 yaşından küçük ve grip ile temas deneyimi kısıtlı çocuklarda tatmin edici bir yanıt alabilmek için 1 ay ara ile 2 doz aşı uygulanması gerekirken. 6 ay - 35 ay arasında çocuklara grip aşısı yarım doz yapılıyor. Gribin tedavisinde ise kesinlikle antibiyotiklere yer yok. Bol sıvı alınması, istirahat ve burun tıkanıklığını ve akıntısını hafifletecek; serum fizyolojik veya okyanus suyu spreyleri kullanılması tavsiye ediliyor. Ateş ve ağrı eşlik ediyorsa ilaçlar hekim kontrolünde kullanılabiliyor. Soğuk algınlığı-nezle Soğuk algınlığı, gripten farklı olarak daha hafif seyirli bir tablo çiziyor. Soğuk algınlığına çoğu zaman koyu kıvamlı bir burun akıntısı görülüyor. Tedavide grip ile aynı yaklaşım uygulanıyor. Boğaz enfeksiyonu (Akut farenjit) A grubu streptokok enfeksiyonları olarak adlandırılan bu hastalıklar çocukluk yaş grubunda özellikle önem taşıyor ve bu bakterinin yol açtığı klinik durumların başında akut farenjit (boğaz enfeksiyonu) ve bademcik iltihabı geliyor. Bazı hastalarda, özellikle de tedavi edilmeyenlerde kulak iltihabı, sinüzit, bademcik apsesi ve boyundaki lenf bezlerinin iltihabı gibi komplikasyonlar gelişmesi mümkün. Ancak streptokok üst solunum yolu hastalığının en büyük tehlikesi, tedavi edilmediğinde akut eklem-kalp romatizması ve akut glomerulonefrit adı verilen böbrek hastalığının sonradan ortaya çıkabiliyor. Dr. Yücel bu önemli hastalığın tedavisiyle ilgili şunları söylüyor: “A grubu streptokok farenjit tanısı koyarken, klinik bulguların yanında uygun laboratuar testlerinin (boğaz kültürü) de yapılması gerekir. Boğaz kültüründe A grubu streptokok veya farenjite yol açtığı bilinen başka bakteriler saptanmadığında antibiyotik tedavisi verilmemelidir. A grubu streptokoklara bağlı farenjit tedavisinde penisilin ilk kullanılacak ilaç olmayı sürdürmektedir. Hastalık taşıyan çocuklar uygun tedaviye başlandıktan en az 24 saat sonrasına kadar okul ya da bakımevinden uzak tutulmalıdır.” Kulak iltihabı (Otitis media) Büyük çocuklarda ateş, kulak ağrısı, soğuk algınlığı bulguları görülürken, küçük çocuklarda ateş, huzursuzluk, iştahsızlık, kulak ile oynama bulgular veriyor. Kesin tanı için kesinlikle doktora gidilmesi gerekiyor. Sinüzit 10-14 gün süreyle düzelme görülmeyen burun akıntısı ve gündüz öksürükleri, ateş, baş ağrısı gibi belirtilerle ortaya çıkıyor. Tedavide uzun süreli antibiyotik kullanılıyor. İshal (Gastroenterit) Günde üçten fazla sulu dışkılama, ateş, bulantı-kusma, halsizlik, iştahsızlık ile belirtileriyle görülüyor. Çeşitli virüs, bakteri ve parazitler ishal etkeni arasında yer alıyor. İshal ile karşılaşıldığında, sıvı kaybının olup olmadığına bakılmalı ve bol sıvı tüketilmeli. Ağız kuru, göz yaşı azalmış ve aşırı halsizlik saptanırsa, ağızdan sıvı verilemiyorsa acilen doktora başvurulması gerekiyor. Dışkı analizine göre ishalde nadiren antibiyotik tedavisi uygulanıyor. Eller çok iyi yıkanmalı, çocuk alt bezleri özel poşetlere sarılarak atılmalı, klozet kullanıyorsa, çamaşır suyu ile her defasında klozet temizlenmeli. Antibiyotik kullanıma dikkat! Çocuklukta görülen birçok hastalığın tedavisinde antibiyotik sık başvurulan bir yol olmayabilir. Oysa aileler çoğu kez çocuk her rahatsızlığında antibiyotiğe sarılıyor. Dr. Yücel, “Sık antibiyotik alan çocukların dirençli bakterilerin taşıyıcısı olma olasılıkları yüksektir.” diyerek ailelere şu uyarılarda bulunuyor: “Dirençli bir bakterinin taşıyıcısı olup, o bakteriye bağlı enfeksiyon geçirenlerde antibiyotik tedavisinin başarılı olma şansı düşüktür. Bu nedenle pek çok basit üst solunum yolu enfeksiyonlarında (soğuk algınlığı ve öksürük gibi) antibiyotiğe başlamadan, hastayı sık kontrollere çağırmak tercih edilmelidir. Aynı zamanda kullanılan antibiyotikler; dişte lekelenme ishal, mantar enfeksiyonu, karaciğer ve böbrek fonksiyonlarında geçici bozukluklar yapabilmektedir. Unutmamalıdır ki ,doğru endikasyon ile, yeterli dozda ve sürede antibiyotik kullanımı hayat kurtarabilir.” |
|
|
|
|
#5 (permalink) |
|
EN Afilli
![]() |
annemizden öğrendik > >>IYI YAPILMIS BIR İŞİ TAKDIR ETMEYI > >>"Bana bakin, gidin birbirinizi disarda gebertin, > evi daha yeni > >>temizledim...!!!" > ----------------------------------- > >>DUALARIN GUCUNu: > >>"Yat kalk dua et ki baban muzik setinin > bozuldugunu farketmedi..." > ---------------------------------------------------- > > >>ZAMANA KARSI YARISMAYI: > >>"O oyuncaklarini topla yoksa bi tekme attigim gibi > hepsini karsi > >>sahilden toplarsin.." > > ---------------------------------------------------- > > >>MANTIKLI DUSUNMEYI: > >>"Ben oyle diyosam oyledir...!!!" > ----------------------------------------- > >>HAYATIN TRAJIKOMIK YANLARINI: > >>"Sen daha orda gulmeye devam et, birazdan ben > seni tam > >>guldurcem..." > ---------------------------------------------- > >>HAYATIN CELISKILERLE DOLU OLDUGUNU: > >>"Kapa ceneni ve corbanI ic ..!!" > > ------------------------------------------------------- > > >>DAYANIKLI OLMAYI: > >>" O ispanak bitene kadar sofradan kalkmak > YOK..!!!" > > ----------------------------------------------------- > >>HAVA RAPORU TAHMINI YAPMAYI: > >>" su daginikliga bak... yabanci biri gorse odanin > ortasindan > >>kasirga gecmis sanir..." > > ----------------------------------------------------------------------- > > ABARTMAYI > >>"Sana 500 bin defa soyledim kirli ayakkabilarinla > iceri girme > >>diye..!!" > > ------------------------------------------------------- > >>DAVRANIS PSIKOLOJISINI: > >>"Babana cekecegine biraz bana cekseydin noolurdu > ..." > > ----------------------------------------------------------- > >>OLAGANÃ�STÃ� DURUMLARA HAZIRLIKLI OLMAYI: > >>"Dinleme bakalim anne sözü dinlemee...!!! > 'Kafana meteor düÅ�ecek > >>kenara çekil" diye bagirsam onu bile dinlemezsin > di mi......!!!!" > > --------------------------------------------------------------- > >>KISKANMAYI: > >>" Dunyada senin annen baban gibi mukemmel bi > aileye sahip olmayan, > >>kac milyon cocuk var biliyor musun..." > >> > > ------------------------------------------------------------------- > >>SABIRLI OLMAYI; > >>"Baban eve gelsin, sen gorursun'' > > ---------------------------------------------------------------- > >>HAKKIMIZI ALACAGIMIZI; > >>"Eve vardigimizda ben bilirim sana yapacagimi" > > ----------------------------------------------------------------- > >>DIYALOG KURMAYI; > >>"Sana bir sey sordugumda cevap ver...!!" > >>"Ne soyleyeyim anne?" > >>"Sus!! Bana cevap verme!!!" > > ------------------------------------------------------------- > >>TIP BILGILERINI: > >>"Gozlerini sasi yaparken bir gun oyle > kalivereceksin" > > ------------------------------------------------------------- > >>OLGUN OLMAYI; > >>"Bu tabagin hepsini bitirmezsen asla > buyuyemezsin." > > ----------------------------------------------------------- > >>GENETIK BILGILERI; > >>"Sen de o lanet olasi babana çektin." > > ----------------------------------------------------------- > >>BILGELIGI; > >>"Benim yasima gel de anlarsin o zaman." > > ------------------------------------------------------------- > >>V E ....ADALETI; > >>"Bir gun senin de Cocuklarin olacak.. Insallah > onlar da sana senin > >>simdi bana yaptiklarini yaparlar..." anneler sizler dünyanın en güzel varlıklarısınız |
|
|
|
|
#6 (permalink) |
|
EN Afilli
![]() |
Bebeğinizin zekasının gelişmesi için... Bebeğinizin zekasının gelişmesi için... Anne-babaların bir şeyler öğretme konusunda baskı yapmaları, bebeklerin gelişimini engeller. Bebeklerin öğrenebilmeleri için pek çok kez tekrar etmek gerekir. Bebeğin yerini ve pozisyonunu sık sık değiştirin veya bebeğin çevresinde gördüğü cisimlerin yerlerini zaman zaman değiştirin. Böylece bebeğinizin gördüğü şeylerin sayısını (yani görme duyusunun uyarılmasını) arttırmış olursunuz. Bebeğin odasını hazırlarken, oyuncak seçerken, siyah-beyaz gibi zıt renkleri, parlak ve dikkat çekici renkleri bebeklerin daha çok sevdiğini unutmayın. Uzun süre televizyon izletmek ve sık sık kanal değiştirmek, televizyon karşısında yalnız bırakmak bebeği olumsuz etkiler. Bebeğin zararsız olan cisimleri ağzına götürmesine izin vermek, o cisimleri tanıması açısından önemlidir. Kendi kendisine hareket etmesine izin vermek beyin gelişimini olumlu etkiler. |
|
|
|
|
#7 (permalink) |
|
EN Afilli
![]() |
Doğum sonrası depresyonu" Hamilelik ve doğumla başetmek yeterince zor. Oysa bebeğinizi dünyaya getirmekle de iş bitmiyor. Araştırmalar yeni doğum yapmış annelerin yüzde 80'inin gerginlik hissettiğini, yüzde 10'ununsa ciddi bir depresyon geçirdiğini gösteriyor. Araştırmalar yeni doğum yapmış annelerin yaklaşık yüzde 80’inin bitkinlik, anksiyete ve gerginlik hissettiğini, çok yorgun ve bitkin olmalarına rağmen uyuma ve dinlenme zorluğu çektiklerini gösteriyor. Bu tür depresyon durumunun sadece birkaç saat veya birkaç gün sürdüğünü daha sonra kendiliğinden geçtiğini belirten uzmanlar bu annelerin yaklaşık yüzde 10’nunda bu üzüntülü halin daha ağır ve ciddi bir durum aldığına dikkat çekiyor. Doğum sonrası depresyonun şiddetinin hafif ve kısa süreliden çok ağır ve uzun süreliye kadar değişiklik gösterdiğini belirten Memorial Hastanesi’nden Uzman Psikolog Aslıhan Tokgöz Tozlu, Doğum Sonrası Depresyon PND ( Post- Natal Depresyon) hakkında bilgi verdi: “Her on anneden biri doğum sonrası depresyona girmektedir. PND’nin belirtileri şiddetine bağlıdır. Bu durumdaki kişi günlük yaşamın getirileriyle başa çıkmakta her geçen gün biraz daha zorlanabilir. Bu anneler anksiyete, korku ve umutsuzluk hissedebilirler. Bazı anneler ise panik atak geçirebilerler veya çok gergin ve alıngan olabilirler. Ayrıca iştahlarında ve uyku düzenlerinde de değişiklik olabilir. Çok ağır durumlarda psikotik bozukluklar ortaya çıkabilir. Böyle bir durumdaki anne günlük yaşamını sürdürmekte zorlanır, düşüncelerinde ve davranışlarında anormallikler görülebilir. Çok ağır durumlarda kendisine, bebeğine ya da başkalarına zarar verme düşüncelerine sahip olabilir.” Doğum sonrası depresyonun belirtileri: Özgüvende azalma Suçluluk duygusu hissetme Olumsuz düşünceler Hayatın anlamını yitirme Zorluklarla başa çıkamama hissi Sinirlilik ve duygusallık Uyumakta zorlanma Cinsel isteksizlik İştah bozukluğu Konsantrasyon bozukluğu ve unutkanlık Doğum sonrası depresyona neden olan faktörler tam olarak bilinmese de yapılan araştırmalar fiziksel, duygusal ve sosyal değişimlerin rol oynadığını gösteriyor. Uzman Psikolog Tokgöz, PND’ye yol açan fiziksel, duygusal ve sosyal faktörleri şöyle anlattı: Fiziksel değişiklikler En kolay doğum bile bir kadın vücudu için çok ağır bir olaydır. Ayrıca hamilelik hormanlarının birden düşmesi beyindeki kimyasal maddelerin düzenini etkiler. Bunlara ek olarak düzensiz ve yetersiz uyku ve fiziksel yorgunluk ta depresyonun oluşmasına katkıda bulunur. Duygusal değişiklikler‘Annelik’ rolüne alışmak zordur. Yeni anne bebekle sürekli olarak ilgilenmek ve tüm ihtiyaçlarını karşılamak zorundadır. Bu ilişki yapısal olarak eşiyle kurmuş olduğu ilişkiden çok farklıdır. Buna ek olarak bağımsızlığını yitirir. Bu tür değişiklikler en iyi zamanlarda bile zorlukla karşılanabilinir ki dogum sonrasında fiziksel olarak kendisini yenilemeye çalışan ve uykusuz kalan anne için çok daha zordur. Sosyal değişiklikler Anne, arkadaşlarıyla eski sıklıkta görüşmekte zorlanabilir ve bu durumdan dolayı yalnızlık hissi yaşayabilir. Çalışan kadın ise iş ortamından ve iş arkadaşlarından ayrıldığı için kendisini boşlukta hissedebilir. Depresyon geçiren bir anne kendisini çevresindeki herkesten soyutlayabilir hatta bebeğinden bile uzak durabilir. Bu durum depresyonun belirtilerindendir. Bazı kişiler “anne ile çocuk arasındaki duygusal bağ doğumdan hemen sonra oluşmalı yoksa bir daha hiç oluşmaz” diye düşünür. Bu kesinlikle doğru değildir. Anne ile çocuk arasındaki duygusal bağ devam eden bir süreçtir. Depresyon ortadan kalktığında annelik duyguları yaşanır ve anne çocuğuna bağlanır. Bu süre içerisinde ailesinin ve arkadaşlarının yardımına ihtiyaç duyabilir.” Doğum sonrası depresyonun ilacı: Aile desteği Uzman Psikolog Aslıhan Tokgöz Tozlu, bu dönmede annenin çevresinden göreceği desteğin bu sürecin atlatılmasında en önemli etken olacağını söyledi: “Aileden ve arkadaşlardan gelecek olan her türlü yardım annenin bu dönemi daha çabuk ve kolay atlatmasına katkıda bulunur. Özelliklede eşin anlayışlı ve paylaşımcı olması durumun daha hafif geçmesini sağlar. Duygu ve düşüncelerini yakınlarıyla paylaşmak ta önemli bir rol oynar. Ayrıca profesyonel yardıma da ihtiyaç duyabilir. PND nun ağır olduğu durumlarda hekim kontrolünde antidepresan ilaçlar alınabilinir.” |
|
|
|
|
#8 (permalink) |
|
EN Afilli
![]() |
Manevi değerler miniklere nasıl öğretilir?! Günümüzde manevi değerler gitgide daha fazla kıymetini yitiriyor. Yardımseverlik, başkalarını önemsemek, nezaket veya sorumluluk ifadeleri anlamsız kelimeler haline geldi. Peki bu durumda çocuklarımıza 'teşekkür ederim', 'birşey değil' demeyi ya da yalan söylememeyi nasıl öğreteceğiz? Kesin olan, doğru ve yanlışın ne olduğunu bilmeyen çocukların ileride zorluk çekecekleri. Günümüzde manevi değerler gitgide daha fazla kıymetini yitiriyor. Yardımseverlik, başkalarını önemsemek, nezaket veya sorumluluk ifadeleri anlamsız kelimeler haline geldi. Peki bu durumda çocuklarımıza 'teşekkür ederim', 'birşey değil' demeyi ya da yalan söylememeyi nasıl öğreteceğiz? Kesin olan, doğru ve yanlışın ne olduğunu bilmeyen çocukların ileride zorluk çekecekleri. Küçük Serra'nın kahvaltı tabağı bin parçaya bölünmüş halde mutfak zemininde duruyor. Anne - babası ona bunun nasıl olduğunu sorduğunda, onlara ilginç bir hikaye anlatıyor: "Yabancı bir çocuk mutfağa geldi ve tabağımı yere attı!" Ebeveynler endişeli, acaba minik kızları bir yalancı olma yolunda mı? Çocukların bazen anne - babalarının istedikleri gibi davranmamaları, onların potansiyel birer suçlu olduklarını göstermez. Çünkü her çocuk bir değer sisteminin içinde büyümeli ve yetişkinlerin olaylara yaklaşım biçimlerinden kendi tecrübelerini edinmeli. Genelde yalan söyleyerek karşılarındaki insanın düşünce dünyasına girmeye çalışırlar ve ne yazık ki küçük çocuklar tüm insanların kendileri gibi düşündüklerini sanırlar. Yaklaşık 4 yaşından sonra diğer insanlardan farklı düşünceler geliştirirler. Uzmanlara göre; bilinç bu yaşta oluşmaya başlıyor. Bundan dolayı çocukların ilk yalanlarının bu 'roller oyunu'nun dönemine denk gelmesi bir tesadüf değil. Bu dönemde sadece başkalarının düşüncelerini benimsemekle kalmayıp aynı zamanda onların kişiliğine de bürünmeye çalışıyorlar. Baba - anne - çocuk dünyasında günlük olarak yaşananları daha sonra oyuncak ayılar, bebekler veya komşunun köpeği ile tekrar canlandırıyor ve bu yaşta uçsuz bucaksız bir hayal dünyasına sahip oluyorlar. Çocukların ilk yıllarında sürekli onları eleştiren, zorla onları değiştirmeye çalışan ve onlara manevi değerler öğreten ebeveynlere ihtiyaçları yok. Çünkü istenilen sosyal düşünce ve davranış biçimini özümseyebilmek için kendilerini güvende hissetmeleri gerekir. Oldukları gibi sevildiklerini ve anlaşıldıklarını bilmeliler. Sürekli doğru olmayan davranışlarda bulunduğunu hisseden çocuk zamanla içine kapanır ve bir süre sonra artık erişilemez hale gelir. Bu, çocuğunuzun her şeyi yapmasına izin vereceğiniz ve üstüne bir de doğru olmayan davranışları için onu ödüllendireceğiniz anlamına gelmiyor. Hemen tepki göstermeyin Ebevenyler çocuklarına, yanlış bir şey yaptıklarında mutlaka uygun bir dille söylemeliler. Ancak yolunda gitmeyen şeyler için büyük hayalkırıklıkları yaşamak için henüz erken. Anne - babaların, çocuklarının davranışlarının bir suç değil de, bir gelişme safhası olduğunu bilmeleri onları rahatlatır. Her çocuk doğru davranmak ister. Hiçbir şey onun için anne - babası tarafından kabul görmek kadar önemli değildir. Tüm davranışlarını onları mutlu etmeye ve takdir almaya odaklar. Tabii buna karşılık onların hoşuna gitmeyecek her türlü eylemi de sakınır. Elbette bunların terbiyeli olmakla hiç ilgisi yok. Çünkü bu yaştaki çocukların davranışlarında henüz bir anlam mevcut değildir. Gelişim döneminin onlara getirdikleri çerçevesinde hareket ederler. Dünyaya karşı sınırsız bir merak içinde, elleri ile onu tanımak, ağızları ile onu kavramak isterler. İstenmeyen bir davranışın sonucunda gelen bir şaplağa veya başka bir cezaya karşı çocukta, davranışları ile annesinin elini bağdaştıran bir korku gelişir. Sonuç olarak, çocuk istenildiği gibi davranır! Ama onu anlayışla karşıladığınızı ve davranışını anladığınızı bu şekilde öğretemezsiniz. Sizi örnek alırlar İlk etapta anne - babanın oluşturduğu örnek, çocukların duygu ve düşüncelerini geliştiriyor. Otobüste giderken engelli bir kadının bindiğini görüp sizden yer istemediği halde yerinizden kalkıyorsanız, kişiliğinizi ortaya koymuş olursunuz. Bu davranış çocuğunuzun ileride yaşam biçimini belirlemesinde yardımcı olur. Elbette onun örnek alacağı tek insan siz değilsiniz, ama ilk yıllarında en önemli kişi siz olacaksınız. Düşünceleriniz ve davranışlarınız çocuğunuz tarafından özümsenir ve onda gelişir. Burada önemli olan ne kadar mükemmel olduğunuz değil, çocuğunuzun sizi gördüğü dünyada ne kadar dürüst ve tutarlı olduğunuzdur. İşte bu da onun görüp daha sonra benimseyeceği temel davranış biçimidir. En iyi kriter sizsiziniz • İlk yıllarda, düşündükleriniz ve hissettikleriniz çocuklarınız için yol gösterici olacaktır. Çocukların çok hassas antenlere sahip olduklarını unutmayın: Söylediklerinizle, demek istedikleriniz uyuşmadığında bunu kolayca anlayabilirler. • Çocuğunuzu toz pembe bir gözlükle görmeye çalışın. Onun güzel yanlarına odaklanın, yolunda gitmeyen davranışlarını görmemeye çalışın. Sık sık ona, onu olduğu gibi sevdiğinizi ve kabul ettiğinizi gösterin. Manevi değerlerin temelini oluşturmak için, ona ilk yaşam yıllarında anlayış ve güven gösterin ve onu sınırsız sevin. • Ona yetişkinlerin değerler sistemine alışabilmesi için zaman tanıyın. Çocuğunuzu sevdiğiniz ve dikkate aldığınız takdirde sizin davranışınızı örnek alacaktır. Onu döverek veya başka türlü cezalar uygulayarak ancak tam tersini elde edebilirsiniz. • Önemli olan, manevi değerleri günlük yaşamınızda uygulamanız. Bir çocuk, ailesinde kimsenin diğerinin sözünü bölmediğini ve yanlış davranışların alay konusu olmayacağını görürse bu yaklaşımı benimser. • Büyüdükçe çocuklar arkadaşlarından ve televizyondan da etkilenmeye başlar. Öğrendiği bazı davranış şekilleri sizin vermek istediklerinizle örtüşmeyecektir. Bundan dolayı bu tarz faktörlerin etkilerini azaltmaya çalışın. |
|
|
|
|
#9 (permalink) |
|
EN Afilli
![]() |
Rahim Kanserinden Korunmak İçin Bir Test Yeter HPV aşısı olarak adlandırılan ve kadın genital organ kanserlerine yol açtığı bilinen HPV'e (Human papilloma Virüs) karşı gösterilen aşı muhtemelen yıl içinde piyasaya sürülmeye başlanacak. Jinekolog Op. Dr. Mebrure Altuğ, kadın genital organ kanserlerini Mynet okurları için yazdı. Yapılan araştırmalarda insanların yaklaşık yüzde 40 kadarının HPV taşımakta olduğu görüşülmüştür. Fakat insaların virüs taşıdığı halde hastalık belirtisi görülme oranı düşüktür. HPV virüsünün çeşitleri mevcuttur. Bunların yaptığı hastalık belirtileri de birbirinden farklıdır. Örneğin, bir kısmı kansere neden olurken, bir kısmı da genital bölgede, ellerde, boğazda siğiller oluşturabilir. HPV cinsel yolla veya dokunmakla temasla geçebilir. Ya vücutta basit, zararsız siğiller oluşturur ya da hiçbir belirti vermeden bir süre sonra genital bölgede kanser başlangıcı olarak nitelendirdiğimiz lezyonlar meydana gelmesine sebep olur. HPV'nin yol açtığı genital bölge kanserleri, daha kanser oluşmadan yıllar öncesinden yapılabilecek tetkiklerle önlenebilir kanserlerdir. Bu tettiklerin en önemlisi pap smear testidir. Bu test ise son derece basit ve her yerde uygulanabilen bir testtir. Türkiye'de hemen hemen her hastanede, ana çocuk sağlığı merkezlerinde, kanser araştırma merkezlerinde ve jinekolog muayenehanelerinden rutin olarak yapılabilen bir testtir. Küçük bir pamuk çubukla veya özel bir fırçayla alınan ve cama yayılan akıntı örneği pataloglar tarafından taranarak, kansere yol açabilecek değişiklikler saptamaya çalışır. Pap smear testiyle bir kanser, seneler öncesinden hücrelerdeki değişiklilerin başlamasıyla tanımlanabilir ve ona göre tedavi yoluna gidilebilir. Ve yine aynı testler belli aralarla uygulanıp takip yapılabilir. Pap smear de HPV kaynaklı bir enfeksiyon tespit edilirse, HPV DNA tiplemesi yapılarak kansere yol açıp açmayacağı araştırılır. HPV'nin yol açtığı kanserler, uygun tarama yöntemleriyle ve takip programlarıyla önlenebilen kanserlerdir. HPV'ye karşı geliştirilen aşılar ise daha henüz cinsel aktivite başlamadan ve virüsle karşılaşmadan bağışıklık oluşturulmasını amaçlamaktadır. Bu aşılar HPV'nin en fazla kanser yapısı özelliği olan tiplerine karşı geliştirilmiş aşılardır. Yaklaşık bir yıl sonra piyasaya sürülmesi beklenilen aşıların amacı, virüse karşı bağışıklığı sağlayıp kadın kanserlerini azaltmak ve kanserden ölümleri önlemektir. Kanser aşısı büyük oranda kadın genital kanserlerini azaltmayı hedeflemektedir. Ama aşılar yine de pap smear testinin rutin olarak uygulmanmasını ve tarama programlarının yaygınlaştırılmasını ortadan kaldırmayacaktır. Bir kere daha vurgulamak gerekir ki, pap smear test taramaları, her zaman kadın kanserlerinde erken tanıda vazgeçilmez araçlardır. |
|
|
|
|
#10 (permalink) |
|
EN Afilli
![]() |
"Çifte bela: İkizler" Hamilesiniz. Bir bebek beklerken, iki tane birden geleceğini öğrendiniz. Peki ne yapacaksınız? Nasıl başa çıkacaksınız? Hamilesiniz. Peki karnınızda kaç çocuk taşıyorsunuz? Tek mi? Emin misiniz? Soruyorum, çünkü her 80 gebelikten birinde, bebekler ikiz oluyor. İkizleriniz çift, ya da tek yumurta ikizi olabilir. Tek yumurta ikizleri, aynı genlere sahip olduklarından cinsiyetleri de aynı olur. Çift yumurta ikizleri ise, farklı ya da aynı cinsiyetlere sahip olabilirler. Kısırlık tedavisi sonucunda dünyaya gelen bebeklerin ikiz olma olasılığı daha yüksektir. Örneğin tüp bebek uygulamalarında, doğan bebeklerin yaklaşık yüzde 25'i ikizdir. Bazı kısırlık tedavileri, yumurtlama işlemi üzerinde uyarıcı özelliğe sahip olduğundan, bir yumurtadan fazlasının döllenmesi olasılığı artar. Nasıl anlarsınız? Doğacak bebeğin ikiz olup olmadığını anlamanın en alışılagelmiş yolu tabii ki ultrason tetkikidir. Zaten günümüzde, bir bebek mi, yoksa iki mi taşıdığını bilmeden doğuran pek fazla kadın da yoktur. İkiz bekleyen anne adayları normalden daha iri görünür ve hamilelik esnasında kontroller yapılırken, doktorunuz bir yerine, iki kalp atışı duyar. Yani, ultrason olmasa bile ikiz bebeklere hamile olduğunuzu anlamak mümkün. İkiz gebeliğin etkileriİkiz bekleyen çoğu anne adayına bakılırsa, bu daha zor ve daha yorucu bir hamilelik. Bir kere taşıdığınız yük daha ağır. Bundan kasıt sadece bir yerine iki bebek taşıyor olmanız değil. Aynı zamanda fazladan plasenta ve amniyotik sıvı da taşıyorsunuz. Fazla ağırlıktan ötürü, sırt ağrılarında artış olabilir, kendinizi daha yorgun hissedebilirsiniz. Ayrıca tansiyonunuzda muhtemelen yükselecektir. Bu nedenle, tek bebek bekleyen bir anne adayına oranla daha fazla dinlenmeniz ve çalışıyorsanız, işi daha önce bırakmanız gerekebilir. İkizlerin doğumuİkizlerin erken doğma olasılığı yüksektir ancak çoğunun dünyaya gelmesi gene de 37 ila 38. haftaları bulur. Doğum genelde olması gerektiği gibi, normal geçer. Bebekler başları aşağıda olarak doğarlar. Ancak ikiz doğumunda genelde sezaryen tercih edilir. İkizler, normalden küçük ya da zayıf olabilir. Sezaryen bu anlamda da daha uygun bir doğum şekli olacaktır. İkiz gebelik ve doğumda sizi bekleyen zorluklar daha fazla olduğundan, muhtemelen doktora daha sık görüneceksiniz. Ayrıca hamileliğiniz ve doğumunuz çok dikkatli bir şekilde izlenecek. Doğumdan sonra ikizlerin özel bakım biriminde ve sizin de hastanede daha uzun süre kalmanız gerekebilir. Bu sürede, iki bebeği birden beslemeye ve bebeklerle geçecek günlük rutine alışmanız da kolaylaşır. İkizleri emzirmek Süt üretimi, talebe bağlı olduğundan, vücudunuz, bebeklerinizin ihtiyacı kadar süt üretebilir. İşin zor kısmı ise daha çok üçünüzün da rahat olacağı bir biçimde onları tutmak, ya da ikisini birden beslemek yerine tek tek beslemek gibi pratik meseleler olacaktır. Bebeklerin iştahı aynı olmayabileceği gibi, farklı zamanlarda da acıkabilirler. Ayrıca bebeklerin bakımı, banyosu, altlarının değiştirilmesi gibi konularda da bolca yardıma ihtiyacınız olacak. |
|
|