Sevdiğimiz Sanatçılar içinde Hayko Cepkin Fan Club konusu , Hangibar organizasyonuyla Ankara’ya gelen Hayko Cepkin’le konserden sonraki gün Leman Kültür’de çok güzel bir söyleşi yaptık. Hayko’nun çok içten cevaplarıyla ve esprileriyle oldukça keyifli geçen söyleşide Hayko Cepkin’le ilgili merak ...
|
|
|||||||
| KAYIT OL | Yönetim Takımı | Üye Listesi | Tüm konuları okunmuş kabul et |
|
|
#21 (permalink) |
|
EN Adaletli
![]() |
Hangibar organizasyonuyla Ankara’ya gelen Hayko Cepkin’le konserden sonraki gün Leman Kültür’de çok güzel bir söyleşi yaptık. Hayko’nun çok içten cevaplarıyla ve esprileriyle oldukça keyifli geçen söyleşide Hayko Cepkin’le ilgili merak ettiğiniz her şey var. Müziğe nasıl başladınız? (Gülerek) Çok ilginç. Hemen anlatayım. Babam CASIO bir klavye almıştı, onunla çalmaya başladım. Ondan sonra koroya girdim, okul korosuna, o koro büyüdü, büyüdü, büyüdü, kilise korosu oldu, sonra dört sesli batı müziği yapan bir koro oldu. Dokuz sene söyledim. Sonra opera eğitimi almak istedim. Opera eğitimi aldım iki sene. Onu bıraktım Timur Selçuk’la çalışmaya başladım. İki sene solfej, şan, armoni dersleri aldım. Oradan onu bitirdim, Akademi İstanbul’da Piyano eğitimi aldım. Bir dakika, operayı neden bıraktınız? Çünkü, saçlarım uzundu, dövmelerim vardı. Oradaki hocalar kalıpları olan hocalar. Onların kafaları öyle çalışıyor. Gözlerinde hiçbir zaman klasik bir operacı olamayacaktım. Modern operacı olacaktım. Onların gözünde de modern diye bir şey yok. Okulu bitiremezdim çok kolay. Sonra okulu bitirsem ne olacaktı ki yani. Düşündüm : kadrolu olsam, 6 yılda bir kadro açılıyor. hadi kadroya girdim, koroda olacaktım. Arada para kazanmak için piyano dersi falan verecektim öğrencilere, şan dersi verecektim. Memur gibi bir hayat.. Armut gibi bir hayat. Yani ben ölürdüm herhalde öyle yaşamaya kalksaydım..(gülüyoruz) Albüm kapağında odanın resmi var. Bütün şarkılar orada kaydolmuş galiba.. Her şey orada. Bütün albüm orada. Odamda takılırken birden albümüm oluverdi yani. Background da çok iyi. İyi isimlerle çalışmışsın. Onlardan da biraz bahsedelim mi? Nasıl oldu, nasıl buluştun onlarla? Şimdi o dönem, üniversite dönemleri geçtikten sonra, Akademi İstanbul’da piyano eğitimi aldığım dönemde, elimde klavye okula gidip geliyordum. O zaman da Beyoğlu’nda, Pendor Bar’da DJ’lik yapıyordum. Bara gidip gelirken, elimde klavye gördüler Öztürk’ler. ‘Sen çalıyor musun?’ dediler. ‘Çalarım’ dedim, başladım. Ondan sonra Ogün Sanlısoy’dan teklif geldi. Aylin Aslım, Koray Candemir, Demir Demirkan, albümlere düzenlemeler yaptım. Murathan Mungan’ın ‘Söz Vermiş Şarkılar’ albümüne düzenleme yaptım. Derken işler büyüdü işte. Şu anda var mı herhangi bir proje? Şu anda da işte Müslüm Gürses’e bir düzenleme yapıyoruz şimdi. Ama çok girmeyelim. İlginç bir proje olacak. Albümün hikayesi nedir? Odada yaptım her şeyi. EMI’ye götürdüm ben demoyu. Benim şarkılarım bu. Akşam Hakan Kurşun telefon açtı. ‘Şirkete gel’ dedi. Şirkete gittim, ‘Ben bunu çok beğendim, basıyorum’ dedi. ‘Abi’ dedim, ‘baştan bir kayıt yapalım.’ ‘Yok’ dedi, ‘basıyorum ben bunu’. Basıldı. Böyle bir şey olabileceği hiç aklına gelmiş miydi? Yok canım nerden aklıma gelecek. Bilseydim daha adam gibi söylerdim. Evde yani. Evde ne kadar olur ki? Şimdi onun için konserlerde evde yapamadıklarımın hepsini yapıyorum. Peki komşulardan tepki gelmedi mi? Bir dönem ‘abi kıs şunu’ muhabbeti vardı. Sonra ben Koray’la şunla bunla ortalıkta görünmeye başlayınca, albüm de çıkınca ‘evladım ne güzel şarkılar bunlar’ şeklinde değişti tepkiler (gülüyoruz). Şimdi mahallenin gururuyum, istersem sokağın ortasında çalışırım (kahkahalar) o kadar rahatım yani. Mesela şimdi ikinci albümde o konserlerdeki brutal vokaller var, şimdi evde kaydedebiliyorum onları. Rahatım yani, keyfim yerinde. Albümde her şey sana ait. Sözler, besteler.. O sözleri yazarken nasıl bir psikolojide oluyorsun? Çok güzel sözler çünkü ve çok farklı bir sound. Türküler var, kilise müziği var? Mesela geçen Atilla Aydoğdu’nun bir yorumu vardı : ‘bazıları’ dedi ‘Aşık Veysellerin, bilmem nelerin şarkılarını cover yapıp albümlerine koyuyor; sen onların ruhlarını alıp, kendi şarkılarını yapıyorsun’. Güzel bir yorum oldu o. Ve çok mantıklı geldi. Ben kimsenin coverını yapmıyorum. Yapmak da istemiyorum. Çünkü o da bana çok klişe geliyor. Ama çok acayip bir şey yaparsam o ayrı. Mesela ‘Şimdi Giden’. Murathan Mungan’daki şarkının hiç alakası yok şarkıyla. Bir tane daha yapmıştım Sezen Aksu şarkısı, o proje hayata geçer mi bilmiyorum ama onu da çok değiştirdim. Cover yapılırsa öyle yapılır. Şarkıyı tanımaya çalışırsın. Vokal kalıbını aynı tutarsın ama armonisini değiştirirsin. Bu müzik bilgisidir, armoni bilgisidir; altyapıdan komple değişik ama üstte vokal aynı şeyi söyleyebiliyor. Bir de ben bu konuda çok denedim, yapabiliyor muyum diye. Mesela piyasadaki çok arkadaşıma şarkıları için gidip ‘Vokalleri versene senin şarkının’ diyebildim. Çünkü onun şarkısı. Ben bozup başka bir şey yapabiliyor muyum diye herkesten vokal aldım. Hep evde çalıştım. Mesela film müziği yapmayı çok istiyorum. Yapacağım bir gün, eminim. Deneyimim olsun diye, hani öyle paslaşma vardır ya, üniversitede kısa film yapan arkadaşlara ben müzik yapıyordum. Hem o benden faydalanıyor, projesini bitiriyor; hem ben ondan faydalanıyorum, kendimi geliştiriyorum. Film müziği arşivim var zaten evde. En çok dinlediğim şey film müziğidir. O zaten her tür ruha hitap ediyor. Filmin içindeki o onlarca ruha hitap ediyor. Şu filmin müziğini yapsaydım dediğin filmler var mı? ‘Ağır Roman’ var. ‘Pi’ var, ‘Fight Club’, işte ‘The Crow’ olmuş yani, o bomba. Ama ‘The Crow’un orkestrasyon kısmı, bizim bildiğimiz soundtrackte yok. Ben yurtdışından getirttim; bir çok film var ama Türkiye’de ‘Ağır Roman’ı yapmak isterdim. O çok benim kıyımdan köşemden geçiyor yani. Mesela albüm de ‘Hüzünle Karışık’, biraz ‘Ağır Roman’ı yansıtıyor yani, ondan etkilendiğim şeyler var. Sahnede bambaşka bir Hayko Cepkin var. Gayet sıcakkanlısın, sahnede bambaşkasın. İki, üç farklı yüz oluyor sahnede. Bir an çok öfkelisin, hayata karşı, dünyaya karşı; bir an hüzünlü ve sonra da çok keyifli, mutlu bir adam. Ve karşındakine de bunu hissettiriyorsun. Bu aslında anlatılmaz yaşanır ama, nasıl bir psikoloji? Hırsla alakalı bir şey. Hırslıyım. Yapacağım diyorsam yaparım, kimse de engel olamaz ve neyi yapmak istiyorsam öyle de yaparım yani kimse ‘Şöyle yap’ diyemez. Öyle de gıcık taraflarım var. ama bunlar olumsuz gıcıklıklar değil, gerekli şeyler. Herkes sahneye çıkıp performans yapıyor, herkes de yapabilir. İyi bir enstrümansan, sahne deneyimin varsa, çıkıp çalabilirsin. Ama unutulmuş bir şey var, ‘ruh’. Ruh unutulmuş durumda. Ben o ruhu yaşıyorum. Ve yaşadığı şeyi vermek istiyorum karşımdakine. İnsanlar şu ana kadar konser seyrettikleri zaman, bir yerden sonra muhabbete dönebiliyorlardı. Ben onlara muhabbet şansı tanımıyorum. Yani, izlemesi gerekiyor. Bazı şeyleri hatırlaması gerekiyor diye düşünüyorum. Ki şarkılarımın sözleri anlamsız değil yani, anlamları var ve benim için önemli anlamları var onların. Ve bazen de konserlerde genel olarak ki bunlar da zamanla çoğalıyor, o anlamları irdeleyip gelen adamlar var. O adamları seviyorum. O adamlar benim anlattığım şeyi dinlemeye geliyorlar. Bazen şarkıyı da dinlemeye gelmiyorlar, sadece benim anlatmamı seyretmeye geliyorlar. Kimseden göz kontağımı kopartmamaya çalışıyorum. Hırslıyım, hepsini kazanmaya çalışıyorum. Tabi arada fire veriyorum. Herkese çalamazsın orada. Sıkıldığımız şeyler, neler mesela : her şarkıdan sonra ‘çok teşekkürler, sizi çok seviyorum ben, yeah!!’ ‘şimdi hep beraber söylüyoruz, işte geldim ben!!’ , mikrofonu uzatmalar falan. Bıktım ben u hikayeden. Bir kere bile teşekkür etmedim ben seyirciye. Teşekkür niye edeyim, ben yaptım hepsini. Sen mi yaptın bana bir şey. Sen bana teşekkür et! Tek bir teşekkürüm var, en son giderken, ‘geldiğiniz için teşekkürler’. Bu kadar basit. Kimseye de mikrofon uzatıp şarkımı söyletmiyorum. Onlar zaten kendi içlerinden söylüyorlar. Bazı şeyler çok doğal gelişiyor. Mesela Hayal Kahvesi’ndeki konserde tepinirken mikrofon kablom koptu. Şu anda dönen klip şarkısı ‘Görmüyorsun’u çalıyorduk, mikrofonum yok, söyleyemiyorum ve seyirci söyledi. O kendinden gelişti ve güzel bir şeydi. Ama ben kendi başıma ‘haydi arkadaşlar birlikte söylüyoruz, haydi eller havaya’ bırakalım bu işleri. Harbiden bıktım bu işlerden. Bir kere sahne her zaman seyirciden çok yüksek olmalı. Alçak sahne dizaynları yüzünden çok fazla seyirci içine giriyorsun. Onlardan biri oluyorsun. Ben onlardan biri değilim sahnedeyken. Ben onlardan başka biriyim. Benim orada yaptıklarımı başka biri kolay kolay yapamaz. Yani öyle egosal şeylerim de var. Gözükmemem lazım benim orada. Önemli. Bu işin mistikliğini korumak adına. Bu işten kaybedilen şey bu zaten. Konsere gelmeden önce aynı yerde heriflerle takılıyorsun, ‘hadi baba kolay gelsin’ diye seni sahneye yolluyorlar, şarkını söylüyorsun, aşağı iniyorsun ‘ bir bira ısmarlayayım sana’ muhabbeti! Höst lan. Ne oluyoruz. Ben seninle muhabbet etmeye gelmedim buraya. Bunlar aslında kaba tabirler, bir çok insana kaba gelebilir; ‘Ne demek, sen ne oldun, bir tarafın mı kalktı?’. Alakası yok. Bu mistik bir iş. Koruman lazım bunu. Ben seninle kanka olmaya gelmedim, tanımıyorum ben seni. Birbirimize övgü dolu şeyler söyleyip gideceğiz belki, ‘e çok güzeldi’ ‘sağ ol’ ‘sen de sağ ol’ ‘seni seviyorum’ ‘ben de seni seviyorum’ e? Tanımıyorum ki ulan seni. Bu kaba gelebiliri insanlara ama bu, o alıştıkları şeyden dolayı. Herkesi sevdiğini söyleyen insanlardan dolayı bu böyle. Her gün paparazzi söylüyorlar ve her gün Gülben Ergen herkesi sevdiğini söylüyor. Veya başka biri. Onlar o kadar alıştılar ki, ‘bunlar hepimizi seviyor. Bu da sever. Buna ne oldu ki sevmiyor şimdi?’ yok öyle bir şey, değişmek zorunda. Yine klasik bir soruyla bitirelim o zaman. Ankaralıları nasıl buldun? Bizde pek fark etmiyor. Her yerde şaşkın seyirci var bizde. En sonunda geldik Ankara’ya, biraz daha gelmesek vururlardıIncity - 8 Şubat 2006 |
|
|
|
|
|
#22 (permalink) |
|
EN Adaletli
![]() |
Akşam Saçdaki lezzet Bu ne biçim başlık demeyin. Tamburî Cemil Bey'e bir garip gönderme. Tantuni virtüözü Mehmet Karacan'ı böyle ifade edebildim. Tantuniyi en iyi yapan anlamında. Nedeni de şu: Hayko Cepkin'le öyle pek de tantuni yenmeyecek bir saatte (öğlen 12) Emine Ana Tantunicisir17;ne oturduk, laflamaya başladık. Garson geldi, sipariş verdik. Bu arada ben Mehmet Usta'yı sordum. Garson "Gitti," dedi. "Nereye," dedim, "tatile mi?" "Mehmet Usta öldü," dedi. Başımız sağ olsun, İstanbul bir rengini daha yitirdi. Ayrıntıları atlıyorum, köşe benim değil mi, bu röportajı tantuniyi Mersin'den İstanbul'a getiren Mehmet Karacan'a adıyorum.Hayko Cepkin yaptığı müziği şöyle tanımlıyor: "Aslında albüm direkt arabeskin yandan yemişi, rock müziği de sıyırtmış ama elektronik altyapıdan da emmiş bir tür." Haddim olmayarak bu cümleyi şöyle çevirmek istiyorum: Hayko'nun vokalinde de şarkı sözlerinde de arabeskten esintiler var. Aslında bu onun albümü hazırlarken amaçladığı bir şey değil. O duygularını ifade etti, dinleyicileri bu ifadede arabesk tatlar buldu: Bu bir. Rock müziğin duygu atmosferi albümün geneline hakim. Biraz karanlık ve uçurumlu bir coğrafya; ama merak etmeyin Hayko yolu kestirebiliyor. Peşine takılırsanız torunlarınıza anlatacağınız bir maceranız olur: Bu iki. Kendisi aslen klavyeci. Elektronik altyapılı bir müzisyen, diyelim. Akustik öğeleri pek kullanmıyor; ama elektronik altyapı konusunda bir virtüöz. Yani işini iyi yapıyor: Bu da üç. Buyrun Hayko Cepkin'le sohbete...Sedat imza: Benim bu köşenin ana fikri alelade yerlerin de gayet haber konusu olabileceği... Ne diyorsun buna dair?Hayko Cepkin: Gayet doğru bir açılım. Böyle yerlerden milyonlar yemek yiyor. Ama şöyle bir handikap var: Böyle yerlerde röportaj yapınca 'Aa bak işte ünlü ama halkın içindeyim mesajı vermeye çalışıyor' denebilir. Benim için çok geçerli değil, ben Beyoğlu tayfasındanım, beni bilirler. Lüks yerlerde biraz kokoş takımı olduğu için kalabalık da olsa pek dikkat etmezler. Öyle kendi ayarınca konuşur, röportajını yaparsın. Sedat İmza: Röportaj için değil, daha çok oraları konu alan yazı ya da haberler için sormuştum...Hayko Cepkin: O da ayrı tabii...Sedat İmza: Bence çok anlamlı bir cevap oldu. Neyse, senin albümün yapılış hikayesi bence çok orijinal. Yani eve kapanmışsın, albümü kaydetmişsin, müzik şirketine götürmüşsün, akşamına kabul etmişler. Attığın taş yerini bulmuş.Hayko Cepkin: Dediğin gibi oldu ama bir altyapısı var. On yıldır bu piyasanın içindeydim. Moğollar'la, Aylin Aslım'la, Ogün Sanlısoy'la çalıştım. Evdeki kaydı albüm olarak değil demo olarak yapmıştım. EMİ demoyu verdiğimin akşamında aradı beni. Demo konusunda müzik şirketlerinin standartları yükseldi artık. Çünkü evde akustik gitarla demo hazırlayanlar bile artık parçalarını tümüyle hazırlamış olarak veriyorlar şirketlere. Bana çok orijinal demolar geliyor mesela, aşağıdan çok güçlü bir hareket var, yeni nesil gümbür gümbür geliyor.Sedat İmza: Senin albümün hikayesi zaten başlı başına ibretlik, biraz anlatsana...Hayko Cepkin: Aylin Aslım'la turne dönemleriydi, konserden sonra evde düzeneği kurup kendi kayıtlarımı yapıyordum, gayet amatörce. Beş senelik mevzu o kayıtlar; hatta mesele oldu: Albümde başka, konserde başka sound var diye. Çünkü albümde daha alttan, fazla patlamayan bir sound var, konserlerde gümbür gümbür... Niye böyle dediler, çok basit bir mesele: Aslında evde kayıt yaptığım için komşuları düşünerek çıldıramadım haliyle!Sedat İmza: Nasıl tepkiler aldın, istediğin yere ulaştı mı albüm?Hayko Cepkin: Albüm çıkalı bir yıl oldu. İlk kliple birlikte şöyle bir durum ortaya çıkmıştı: Bakıyorlar klipte kendini yırtan bir adam var. Şarkıya bakıyorlar gayet uslu. Çünkü evde değil stüdyoda kaydetsem çok farklı olacak. Konserlerde gördüler ki albümdeki soundun beş katı sert bir vokal ve sound var. Bu anlamda yeni oturuyor.ARAP ANADOLU KARIŞIMITantuni Mersin'le özdeşleşmiş. Oraya da Urfa üzerinden Ortadoğu'dan gelme: Arap Anadolu karışımı bir lezzet diyelim. Orijinali kuzu ciğeri ve iç yağıyla yapılıyor: Odun közü hararetinde ters çevrilmiş sacın üzerinde... İstanbul versiyonu süt danası ve ayçiçek yağında suyla yumuşatılıyor. Afiyet olsun.Hit şarkım yok hiç de olmayacakSedat İmza: Müzik piyasasında güya dinleyicinin isteklerine göre yapılmış albümler var; bir de seninki gibi müzisyenin kendini ifade ettiği albümler...Hayko Cepkin: Benim albümde hit parça olmadığı söylendi. Hit parçaların matematiği var, temel notalar 'la sol fa mi' şeklinde. Merdiven akor deniyor buna, yerse. Ben bunu uygulamıyorum, derdim farklı çünkü. Sedat imza: Başka nasıl işlerin altında imzanı göreceğiz?Hayko Cepkin: Murathan Mungan'ın 'Söz Vermiş Şarkılar'ında düzenlemelerim var. Müslüm Gürses'in son albümünde hakeza. Onno Tunç anısına bir albüm yapıyor kardeşi Arto Tunçboyacıyan. Oraya katkılarım oldu. 'Araf' diye bir gerilim filmine müzik yapıyorum, kasımda vizyonda. Yeni albümün adı 'Tanışma Bitti' olacak büyük ihtimalle. 8 Temmuz'da Parkorman'da konserim var. 16 Temmuz'da Edremit'teyim.BİR KİŞİ EKSİKTİKTantuniyi, İstanbul'da en iyi yapan yerlerden birinde yedik. Ama Mehmet Usta'sız... Adres: Emine Ana Tantunicisi -Beyoğlu |
|
|
|
|
|
#23 (permalink) |
|
EN Adaletli
![]() |
30 Kasim 2007 HAYKO CEPKIN LIVE - Ooze Venue - IZMIR 29 Kasim 2007 HAYKO CEPKIN LIVE - CANAKKALE* 24 Kasim 2007 HAYKO CEPKIN LIVE - Yeni Sehir Sinemasi - KARABUK 23 Kasim 2007 HAYKO CEPKIN LIVE - Devlet Tiyatrosu - CORUM 22 Kasim 2007 HAYKO CEPKIN LIVE - Kultur Merkezi - ZONGULDAK 18 Kasim 2007 HAYKO CEPKIN LIVE - Tugcan Otel - GAZIANTEP 17 Kasim 2007 HAYKO CEPKIN LIVE - Kultur Merkezi - ANTAKYA 16 Kasim 2007 HAYKO CEPKIN LIVE - Kultur Merkezi - MERSIN 15 Kasim 2007 HAYKO CEPKIN LIVE - ADANA* 10 Kasim 2007 HAYKO CEPKIN LIVE - Eski Kultur Sinemasi - ANTALYA 9 Kasim 2007 HAYKO CEPKIN LIVE - PrenS Bar - DENIZLI 8 Kasim 2007 HAYKO CEPKIN LIVE - Balikesir Lisesi Salonu - BALIKESIR 4 Kasim 2007 HAYKO CEPKIN LIVE - Baris Manco Kultur Merkezi - BURSA 3 Kasim 2007 HAYKO CEPKIN LIVE - Sabanci Kultur Merkezi - IZMIT 2 Kasim 2007 HAYKO CEPKIN LIVE - Saklikent - ANKARA 1 Kasim 2007 AVEA Patlican Konserleri - Kapali Spor Salonu - ESKISEHIR 27 Ekim 2007- Girne Konseri ileri Bir Tarihe Ertelenmistir HAYKO CEPKIN LIVE - Jasmine Court - GIRNE |
|
|
|
|
|
#24 (permalink) |
|
EN Adaletli
![]() |
arkadaşlar haykoyu cola dışnda görmk istysanız tıklayın... http://www.pepsi.com.tr/anket/default.aspx |
|
|
|
|
|
#30 (permalink) |
|
EN Adaletli
![]() |
![]() Hayko Cepkin…. Değişik pandomime benzer hareketleri ve müzik tarzıyla bir anda gençlerin gözdesi oldu. Hayko; müzik piyasasının sonradan damdan düşer gibi patlayanlarından değil. Kendisi bir klavye virtüözü. Ve dahası dahası da var… O eski bir dövme sanatçısı. Gelin sonrasını kendisinden dinleyelim. Fatih; “Herkesin bilmediği yönlerin üzerinde durmak istiyorum. Hareketlerin ve dövmelerin kliplerinde sahne performansına ayrı bir anlam katıyor. Peki bu kolluklar ve dövmelerin görselliğini oluşturduğu tarz nasıl ortaya çıktı?” Hayko; “İlk klibimizi çekerken yönetmenimizle uzun uzun düşündük. Kıyafet seçimi için bayağı uğraştık. Üzerime bir spor atleti geçirmiştim ki, tamam, dedi. Sportif bir kıyafetle çıkacaksın… Eee bende kollarım boş gözüküyordu, kollukları geçirdim gitti. Yakıştığını düşünüyorum.Zaten daha sonra bir spor firması bana sponsor oldu. Ve bu tarz tam olarak ortaya çıktı.” Fatih; “Peki dövmeler?” Hayko; “Dövmelere gelince; ben hiçbir zaman dövmelerimle ön plana çıkmaya, onları sergileme amaçlı yaptırmaya eğilimli bir insan olmadım. Bunu düşünen adam salaktır zaten. Öyle insanlar popüler kültüre alet olmuşlardır. Dövme yaptırmak için boşuna acı çekmiştir. Dövmeyi yaşarsın… Hissedersin…O senin felsefendir ve o yüzden bunu yaparsın, yaptırırsın…Vücudumda; –the crow- un simgesi, geri dönüşüm işareti var ki geri de döneceğiz toprağa… Kısaca benim için her birinin anlamı ve değeri var.Seviyorum dövmelerimi” Fatih; “Dövmeleri’ni İstanbul’dan dövme sanatçısı arkadaşım Ruhsel Donbalak yaptı diye biliyorum. Benim yazdığım ‘Türkiye’de Dövme Sanatı’ dövme araştırma ve bilgi kitabına verdiği söyleşide Ruhsel senden bahsetmişti. Ama bir de okuyucularımıza aktaralım?” Hayko; Bendeki dövmeleri Ruhsel Usta, üstad ne dersin bilemiyorum, O yaptı. Kitabının içeriğinde belirttiğin üzere Türkiye’nin ilk dövme ustalarından biridir. Ben 1994’ten başlayarak onun yanında çıraklık yaptım. 4 sene çalıştım. Ama doğuştan gelen bir el titremesi olayım var. Ve yapamayacağıma kanaat getirdim. Bir gün çıktım karşısına ve Ustam ben yapamıyorum, dedim. Bir insan kendisine yalan söylememeli bence ve hangi işi iyi yapıyorsa onla ilgilenmeli. Yani ben dövmenin kültürüne, felsefesine sahibim. İşin iç yüzünü bilen bir insanım. Popüler kültürün aleti olmuşsa, alet edenlerin meselesidir. Beni alakadar etmez. Başkalarının dövmeleri de, hayatları da beni ilgilendirmez. Biri bende dövme gördü diye dövme yaptırıyorsa zaten bu onun sorunudur. Rahatsızlığıdır.” Fatih; “Müziği dövme yaptırdığın dönemlerde de bir arada sürdürüyor muydun?” Hayko; “ Senin de bildiğin üzere zaten birçok grupta ve sanatçıda klavye çaldım. Müziğin içindeydim. Ama yoğunluk meselesi. O zamanlar dövme sanatçısı olmayı gerçekten istedim ama bu da bir yetenektir. El hüneridir. Bende de bu el titremesiyle ne kadar yetenek olursa olsun gölgede kalacaktı. Müziği seçtim. İstediğim işi yapıyorum. Memnunum hayatımdan. Kendi dinleyici kitlemi de oluşturduğumu düşünüyorum. İnternet siteme gelen eleştiriler de bunu gösteriyor bana. ” Fatih; “Peki insanların sana sıkıntı çekmeden rahatça ulaşabildiklerini söyledin az önce bir hayranına. Gerçekten böyle mi? Nasıl iletişim kuruyorlar seninle?” Hayko; “ haykocepkin.com İnternet sayfamdan bana ulaşan tüm beni sevenlerin mesajlarını bizzat kendim okuyorum. 1 milyon tane gelse yine de okur cevap veririm. Araştırın cevap vermediğim bi tane adam bulamazlar. Ben hep böyle olacağım…Bana ulaşan her insan değerlidir benim için. İster övsün, ister eleştirsin!” Fatih; “Çok teşekkürler vakit ayırdığın için, konser öncesi oldukça enerjik görüyorum seni…” Hayko; “ Evet… Bu benim her zamanki halim. Yerinde duramayan bir adamım. Eskişehir’i de bu açıdan oldukça seviyorum. Bu 3. gelişim ve daha sı da gelecek…Ben teşekkür ediyorum… Çalışmalarında başarılar.” haykonun eski bir dövma sanatçısı olduğunu bilmiyodum.... |
|
|
|
![]() |
| Konu Yönetim Seçenekleri | |
| Konu Gösterim Seçenekleri | |
|
|